|
Genel Hatları ile Türk Tarihi
Türkler, Ural-Altay grubunun bir dil altında birleşmiş olan
halk topluluğudur. M.Ö. 7. yüzyılda Köğmen Dağları eteklerinde ilk kez tarih
sahnesine çıkmışlardır. Asya’da Türk siyasi varlığı, Çin kaynaklarına
göre ilk kez M.Ö. 3. yüzyılda Hunlar’la başlar. Hunlar, Mete Han zamanında
büyük bir imparatorluk kurdular. Moğolları ve Yüeçileri yenerek, Çin’in batı
kapıları ile ticaret yollarını denetimleri altına aldılar. 552 yılında,
Asya Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Altay dağlarının doğu
eteklerinde Göktürk İmparatorluğu kuruldu. Göktürkler, “Türk” sözünü ilk kez
resmi devlet adı olarak kabul ettiler. Bilge Kağan ve Kül Tigin, Türk devlet
adamlığının en bilge ve en kahraman kişileri olarak tarihte yer aldılar. Her
iki hakan ve yine Göktürk hakanlarından biri olan Tonyukuk, icraatlarını “Orhun
Yazıtları” adı verilen ve Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri kabul edilen
metinlerle ebedileştirdiler.
741 yılında, Göktürklerden sonra var olan tarihteki üçüncü
Türk devletini Uygur-lar kurdu. Fakat kuzeybatı-daki Kırgız Türkleri’nin
baş-kente düzenledikleri baskın sonucu dağıldılar. Aral gölü ile
Türkistan böl-gelerinde yaşayan ve Asya Hunları’nın torunları olan Batı
Hunları, Uarlar'ın baskısıyla yurtların terk ederek Volga nehrinin batısına
yerleştiler. Başbuğ Balamir, Doğu Gotları yıktıktan sonra Batı Gotlarına
hücuma başla-yınca, Vizigotlar
kitleler halinde batıya doğru kaçtı ve Hun askerleri de onları
kovaladı. Avrupa’nın etnik yüzünü değiştiren ve Roma İmparatorluğu’nun kuzey
eyaletlerini altüst ederek İspanya’ya kadar uzanan tarihi “Kavimler Göçü” bu
şekilde başladı. Avrupa’da ilk Türk devleti olarak kurulduğu
bilinen Batı Hun İmparatorluğu’nun başına 434 yılında Attila geçti. Avrupa’da
bulunan bütün barbar kavimlerle Bizans ve Batı Roma’ya boyun eğdiren Attila’nın
zamanında Batı Hun İmparatorluğu’nun sınırları, Ren Nehri kıyılarından Volga
Nehri’ne kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Türklere Avrupa
yolunu Batı Hunları açtı. Batı Hunları, Türk kültür ve uygarlığını Avrupa’ya
taşımakla yetinmeyip barbar kavimlerin tehdidi altında olan oradaki uygarlıkları
da korumaya aldılar. Asya’dan Avrupa’ya uzanan yolu 900 yıl sürecek Türk
göçlerinin hizmetine açtılar. Avrupa’da varlığını ve gücünü kabul
ettiren ikinci Türk kavmi, Avarlar oldu. Göktürk Devleti’nin kurulması üzerine
552 yılında batıya doğru kaçmaya başlayan Avarlar, önce Kafkasya’ya
ve Karadeniz’in kuzeyine yerleştiler. Batıya doğru ilerleyişlerini
sürdürerek, Sabirler'i ve Onogurlar'ı yendikten sonra Tuna boylarında yaşadılar
ve Balkanlara sık sık akınlar yaptılar. Bugünkü Yunanistan sınırından Almanya’ya
kadar olan bölgede egemenlik kurdular. Tuna boylarındaki Slavlar ile Karadeniz
kıyılarında yaşayan Bulgarlar'ı yönetimleri altına aldılar. Bulgar Türkleri ile
birlikte 626 yılında İstanbul’u kuşatarak Bizans surları önüne kadar geldiler.
Tarihte İstanbul’u ilk kuşatan Türkler, Avarlardır. Avrupa’da
Avarlar'dan sonra Hazarlar'ın varlığı başladı. 7. ve 10. yüzyıllar arasında
Volga'dan Kiev’e kadar uzanan güçlü bir devlet kurdular. Hazarlar, egemen
oldukları topraklarda yaşayan çeşitli dinlere mensup insanlara
büyük bir dinsel hoşgörü gösterdiler. En yaygın dil olarak
Türkçe’yi konuşan Hazarlar'ın tarihteki en önemli
işlevlerinden biri de Hazar Denizi’ne adlarını vermeleriydi. Hazarlar'ın bir
devlet olarak siyasi varlıkları 968 yılında sona erdi.
İnce Minare’den bir görünüm, Selçuk Dönemi – KONYA
Avrupa’daki Türk varlığı Hazarlar'dan sonra 10. yüzyıldan
itibaren Peçenekler'le devam etti. Peçenekler, Hazar-Oğuz ittifakının yoğun
baskılarına dayanamayarak Volga’yı geçtiler ve Macaristan’a ulaştılar.
Macarlar'ı yurtlarından çıkararak 880 yıllarında o topraklara yerleştiler. Don
Nehri’nden Volga Nehri’nin batısına kadar uzanan bozkırlara yayıldılar. 1091
yılında İzmir Emiri Caka Bey’le birlikte İstanbul’u zapt etmek üzere harekete
geçtiklerinde, Meriç Nehri dolaylarında yapılan kanlı savaşta Bizans-Kuman
birleşik kuvvetleri karşısında tarihlerinin en ağır yenilgisine uğradılar.
Böylece Peçenekler'in siyasi hayatı sona erdi. Peçenekler'in tarih sahnesinden
çekilmeleriyle Türklerin Avrupa serüveninin 700 yıl süren ilk aşaması sona
erdi. Türkler artık 200 yıl boyunca Avrupa’da görünmeyeceklerdi.
İslami Dönem Türk Tarihi.
Uygur Devleti’nin 840 yılında yıkılmasından sonra Karahanlılar Devleti kuruldu.
Karahanlı hükümdarı Saltuk Buğra Han zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul
edildi. "Türk-İslam Kültür ve Uygarlığı" denilen tarihi gelişmenin
temelleri de bu dönemde atıldı. Karahanlılar'ın hüküm sürdüğü dönemde,
başkenti Afganistan’daki Gazne şehri olan “Gazneliler” adlı ikinci bir devlet
kuruldu (969-1187). İlk kez “Sultan” unvanını kullanan Gazneli Mahmud,
Hindistan’a birçok sefer düzenledi ve buraları İslamlaştırarak bugünkü
Pakistan’ın temellerini attı. Gazneliler, Sultan Mahmud’dan sonra
Selçuklular'la yaptıkları Dandanakan Savaşı’nı (1040) kaybederek Hindistan’a
çekildi ve daha sonra da Selçuklu egemenliğine girdiler. Büyük Selçuklu
Devleti (1040-1157), Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuk Bey tarafından
kuruldu. Selçuklular, Karahanlı ve Gazneliler'e üstünlük sağlayarak Türk
birliğini kurmayı başardılar. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055 yılında
Abbasiler'in hilafet merkezi olan Bağdat’a girerek Şii Büveyhi Devleti’ne son
verdiği için halife tarafından kendisine “Dünya Sultanı”
ünvanı verildi. Yerine geçen oğlu Sultan Alparslan, Bizans İmparatoru
Romanos Diogones’i 1071 yılında Malazgirt’te ağır bir yenilgiye uğratarak
Türklere Anadolu’nun kapılarını açtı. Sultan Melikşah zamanında ise Selçuklu
Devleti, tarihinin en parlak dönemini yaşadı ve batı üniversitelerinin mimarisine
temel olan Nizamiye Medreseleri de bu dönemde yaptırıldı.
Büyük Selçuklu Devleti, Melikşah’ın ölümünden sonra; Suriye
Selçukluları (1092-1117), Irak ve Horasan Selçukluları (1092-1194), Kirman
Selçukluları (1092-1187) ve Anadolu Selçukluları (1075-1318) gibi küçük
devletlere ayrıldı. Ayrıca, Sultan Melikşah’ın saray hizmetinde bulunan
Anuşegin’in oğlu Muhammed Harzemşah tarafından Harzemşahlar Devleti (1097-1231)
kuruldu. Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından kurulan Anadolu Selçuklu
Devleti, Büyük Selçuklu Devleti’nin yerine kurul-muş olan en önemli
topluluktu. Devletin merkezi İznik’ti. 1. Kılıçarslan’ın oğlu 1.
Mesud zamanında Konya’ya yöne-len Haçlılar, Ceyhun
yakınlarında yenilgiye uğratıldı. 1.
Mesud’dan sonra yerine geçen oğlu 2. Kılıçarslan ise, Denizli yakınlarındaki
Myriokephalon’da Bizans ordusunu bozguna uğratarak, Bizans’ın Anadolu’daki
etkisini tamamen ortadan kaldırdı. Sultan 1. Alaeddin Keykubat zamanında
Anadolu Selçukluları en parlak dönemini yaşadı. Ancak hükümdarın zehirlenerek
öldürülmesi, ülkede karışıklıklara neden oldu. Babailer isyanını Moğol istilası
izledi. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu, Moğollar tarafından
istila edilerek yakılıp yıkıldı. 13. yüzyılın sonlarına doğru Moğol egemenliğinin
zayıflaması sonucunda sınırlara yerleşmiş olan Türkmenler, Anadolu
topraklarında Karaman, Germiyan, Eşref, Hamid, Alaiye, Ramazan, Dulkadir,
Taceddin, Menteşe, Candar, Pervane, Sahib Ata, Karesi, Saruhan, Aydın, İnanç ve
Osmanoğulları Beylikleri'ni kurdular. “Beylikler Dönemi” denilen bu devrede
Anadolu tamamıyla Türk Yurdu haline geldi ve Moğol tahribatına uğramış olan
ülke yeni baştan inşa edildi. Türk-Kölemen (Memlük) Devleti, Mısır’da
Eyyubi hükümdarı Es-Salih Necmeddin’in ölümünden sonra ordu komutanı İzzeddin
Aybeg tarafından kuruldu (1250-1517). Aybeg’in sultanlığı zamanında Mansure
Zaferi kazanılarak yedinci Haçlı Seferi etkisiz bırakıldı. Seyfeddin Kotuz
zamanında Moğol-Ermeni-Haçlı müttefikleri ağır bir yenilgiye uğratılarak
Suriye’ye sokulmadı. Memlük sultanları Müslümanlığa yaptıkları
hizmetlerden dolayı “Hadımü’l-Harameyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı)
ünvanını kazandılar ve İslam dünyasında haklı bir şöhret edindiler. Memlük
Devleti’nin varlığına Osmanlılar tarafından son verildi. 14.
yüzyılın önemli devletlerinden biri de Timurlular'dı (1370-1507). Çağatay
Hanlıklarından birinin başında olan Timur tarafından kuruldu. Timur, 35 yıl
gibi kısa bir sürede devletini, sınırları Volga Nehri’nden Ganj Nehri’ne, Tanrı
Dağları’ndan İzmir ve Şam’a kadar uzanan bir imparatorluk haline getirdi.
Ölümünden sonra imparatorluk parçalandı. Sadece Hüseyin Baykara, Horasan’da
tutunabildi. Başkent Herat, Türk tarihinin önemli kültür merkezlerinden biri
haline geldi. Türk şairi ve devlet adamı Ali Şir Nevai burada yetişti.
Oğuzların Yıva, Yazır, Döğer ve Avşar boylarından oluşan Karakoyunlu Türkmen
grubu, Erbil-Nahçıvan arasında Karakoyunlu Devleti’ni kurdu (1380-1469).
Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf, Timur’un baskısı karşısında Osmanlı hükümdarı
Yıldırım Beyazıt’a sığınmak zorunda kaldı. Bu da Ankara Savaşı’nın nedeni
sayıldı. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden toparlanan Kara Yusuf, 1406 yılından
sonra eski devletini yeniden kurarak; Mardin, Erzincan, Bağdat, Azerbaycan,
Tebriz, Kazvin ve Sultaniye’yi topraklarına kattı. Kara Yusuf’un ölümünden
sonra ülkede karışıklıklar çıktı. Cihan Şah ülkeyi yeniden birleştirmeyi
başardıysa da, Akkoyunlu Hakanı Uzun Hasan’a Mardin’de yenilerek Akkoyunluların
egemenliğine girdi. Akkoyunlu Türkmenleri, Moğol hakimiyetinin yıkılışı
sırasında Diyarbakır-Malatya bölgesinde Akkoyunlu Devleti’ni kurmuşlardı. Asıl
kurucusu Kara Yülük Osman Bey olan topluluk, en parlak yıllarını Uzun Hasan
döneminde yaşadı. Fakat Uzun Hasan’ın Fatih
Sultan Mehmed’le yaptığı Otlukbeli Savaşı’nı
(1473) kaybetmesi sonucu, Akkoyunlu Devleti yıkıldı. Bu arada
İran’da siyasi bir birlik kuran Şah İsmail, katı bir Şiilik politikasıyla
ülkenin sınırlarını genişletmişti. Ancak Anadolu’ya da göz dikince Osmanlı
hükümdarı Yavuz Sultan Selim’le Çaldıran’da karşı karşıya geldi ve ağır bir
yenilgiye uğradı (1514). Şah İsmail’den sonra yerine geçen bütün Sefevi
hükümdarları Osmanlılarla yaptıkları mücadelelerde her savaşı kaybettiler.
Sefeviler Devleti Nadir Şah döneminde sona erdi. Türkçe yazdığı “Vekayi
Babürname” adlı eseriyle ün yapan Timur hanedanından Zahirüddin Babür,
Hindistan’a giderek Türk-Hint (Babür) İmparatorluğu’nu kurdu (1526-1858).
Ölümünden sonra hükümdar olan oğulları Humayun ve Ekber zamanlarında devlet
daha da genişletildi ve Hindistan Yarımadası'nın büyük bir bölümü tek yönetim
altında birleştirildi. Şah Cihan adıyla hükümdar olan Hürrem devrinde,
siyaset ve sanat alanlarında en parlak dönem yaşandı. Agra’da
dünyanın en güzel mimari eseri sayılan “Taç Mahal” inşa edildi. Bu eserin
inşası için Osmanlı Devleti’nden mimarlar gönderildi. 1. Alemgir’in
zamanında başlayan iç karışıklıklar 2. Bahadır Şah zamanına kadar sürdü. 1858
yılında çıkan bir isyanı bastıran İngilizler, Hindistan’ı İngiltere’ye
bağladılar ve Kraliçe Victoria’yı Hindistan İmparatoriçesi ilan ettiler.
Osmanlı İmparatorluğu (1299-1923)
Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey, Uç’taki Oğuz
beylerinin oy birliğiyle başa geçti ve Ahilerin reislerinden Şeyh Edebali’nin
kızıyla evlendi. Anadolu’daki Türk beyliklerini birleştirerek kısa sürede Türk
birliğini kurmayı başardı. Osmanlılar önce Rumeli’ye geçtiler; daha sonra Orhan
Gazi’nin oğlu Süleyman Bey’in, beş bin kişilik bir
orduyla 1353 yılında Trakya’ya,
Fatih Sultan Mehmed
Şehzade Süleyman Paşa’nın da Gelibolu
Yarımadası’ndan Avrupa’ya ayak basması Türk tarihinin önemli olaylarından
sayıldı. Orhan Gazi’nin ölümünden sonra padişah olan 1. Sultan Murad Han,
Balkanların gerçek fatihi oldu. 1362 yılında Edirne fethedildi ve başkent,
Bursa’dan Edirne’ye taşındı. 1363 yılında Filibe ve Zağra alındı, böylece Meriç
vadisine hakim olundu. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethederek (1453)
Bizans’ın varlığına son vermesi ise Orta Çağ’ı bitirip Yeni Çağ’ı başlattı.
Piri Reis Haritası, 1500’ler. Piri Reis denizciler için
Beşik Koyu’na ve Çanakkale Boğazı’ndan geçişe ait ilk ayrıntılı açıklamaları
vermiştir.
Osmanlılar; batıda Sırplar, Bulgarlar, Macarlar,
Venedikliler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İspanyollar, Papalık,
İngiltere, Polonya, Fransa ve Rusya; doğuda ve güneydoğuda Akkoyunlular,
Timurlular, Memlükler, Sefeviler ve Karamanoğulları devletleriyle mücadele
ettiler. Varlığını 20. yüzyıla kadar sürdürecek olan üç kıtaya yayılmış bir
cihan imparatorluğu kurdular. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethederek Hilafet’in
Osmanlılar’a geçmesini sağladı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İmparatorluğun
sınırları kuzeyde Kırım’dan, güneyde Yemen’e ve Sudan’a; doğuda İran
içlerine ve Hazar Denizi’ne; kuzeybatıda Viyana’ya ve güneybatıda İspanya’ya
kadar uzanıyordu. İmparatorluk, 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya karşı
eko-nomik ve askeri üstünlüğünü kaybetmeye başladı. 19. yüz-yılda ise Rusya ile
bazı Avrupa devletlerinin kışkırtmalarıyla Osmanlı topraklarında ayaklanmalar
baş gösterdi. İmparatorluktan kopan Hristiyanlar bağımsız devletler
oluşturdular. 19. yüzyıl boyunca süren
reform çabaları da çöküş sürecini durduramadı. 2. Abdülhamid
dönemine rastlayan 1. Meşrutiyet’in (1876) ilk kez Türkiye’ye batılı anlamda
bir anayasa kazandırması bile işe yaramadı. Zaten “Jön Türkler”
denilen aydınlar tarafından hazırlanarak 2.
Abdülhamid’e zorla kabul ettirilen bu Anayasa ile Osmanlı Devleti’nde baş layan
meşrutiyet yönetimi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane eden padişahın
Meclis’i kapatmasıyla sona erecekti. Jön Türkler’in muhalefet hareketi olarak
gelişen İttihat ve Terakki Cemiyetinin Meşrutiyet’i tekrar
ilan ettirmesi (1908) ve 31 Mart İsyanı'nı bastırarak iktidarı ele
geçirmesi, imparatorluğu yeni sorunlarla ve maceralarla karşı karşıya bıraktı.
İtalyanlar'la yapılan Trablusgarp Savaşı’nın (1911-1912) ve Balkan Savaşı’nın
(1912-1913) kaybedilmesi, iktidardaki İttihat ve Terakki’nin tek parti
diktatörlüğüne yol açtı. Aniden ve hesapsızca; Almanlar’ın yanında müttefik
olarak girilen Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ise imparatorluğun sonunu
hazırladı. Savaştan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından Rusya,
İngiltere ve Yunanistan Osmanlı toprak-larını işgale başladı.
Osmanlı Kültür ve Uygarlığı.
Osmanlı İmpara-torluğu, görkemli bir kültür
ve uygarlık mirası bıraktı ve
aynı
zamanda kendisinden önceki bütün Türk ve Türk olmayan ulusların kültür, sanat
ve bilim birikimine sahip olarak uygarlık tarihine önemli katkılarda bulundu.
Özgün mimarisi, taş ve ahşap oymacılığı, çinicilik, süsleme, minyatür, hat
sanatı, ciltçilik gibi sanat alanlarında değerli eserler meydana getirdi. Dünya
siyasetinde yüzyıllarca etkili olan imparatorluk, çok geniş coğrafyadaki
değişik din, dil ve milliyetlere mensup vatandaşlarına adil ve hoşgörülü
davrandı. Din ve vicdan özgürlüğü sağlayarak, bünyesindeki ulusların dil ve
kültürlerini korumasına olanak verdi.
Ulusal Kurtuluş Savaşı (1919-1923)
Mondros
Mütarekesi’nden sonra Osmanlı toprakları galip devletler tarafından
paylaşılmıştı. Bunun üzerine, Anadolu ve Trakya’da savunma cepheleriyle direniş
örgütleri kurulmaya başlandı. Türk halkı, bu direniş çabalarını tam bağımsızlık
hareketine dönüştürmek zorundaydı ve bunu da ancak Mustafa Kemal’in
önderliğinde gerçekleştirebilirdi. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 tarihinde
ordu müfettişi olarak Samsun’a ayak basmasıyla dört yıl sürecek olan Ulusal
Kurtuluş Savaşı başlamış oldu. 22 Haziran 1919 tarihinde Amasya’da yayınlanan
genelge, bir ulusal kurtuluş çağrısı ve
Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas Kongresi’nde
bildirgesiydi. Onu Erzurum ve Sivas Kongreleri
izledi. Türk halkı bu kongrelerle ulusal bağımsızlık konusundaki kararlılığını
tüm dünyaya şöyle haykırdı: “Milli sınırlar içinde vatan toprakları bir
bütündür, bölünemez. Manda ve himaye kabul edilemez.” 16 Mart
1920 tarihinde İstanbul İtilaf devletleri tarafından fiilen işgal edilerek
Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı dağıtıldı. Bazı mebuslar tutuklandı;
tutuklanamayanlar ise Ankara’ya kaçarak Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne katıldı.
TBMM, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da açıldı ve Meclis Başkanlığı’na
Mustafa Kemal seçildi. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi artık millet adına bu meclis
tarafından yürütülecekti. Meclis’in, Mustafa Kemal’i Başkomutanlığa
getirmesinden sonra, emperyalist devletlere karşı bütün
cephelerde savaş başlatıldı. İstanbul
hükümeti ise 10 Ağustos 1920 tarihinde Türkler aleyhine çok ağır
maddeler içeren Sevr Antlaşması’nı imzalamıştı. Ankara ile İstanbul arasındaki
son bağları da koparan bu antlaşmaya göre Türkler, Anadolu’nun küçük bir
parçasına egemen olabilecekler ve yabancı ülkelerin mali ve askeri denetimi
altında bulunacaklardı. Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti, Sevr
Antlaşması’nı tanımadı. Önce, Doğu Anadolu’da bağımsız bir devlet kurmak
isteyen Ermeniler’e karşı Kazım Karabekir’in kumandasında bir mücadele başlatıldı
ve başarıyla sonuçlandı. Rusya ile 2 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması
imzalandı. Bu, TBMM’nin taraf olduğu ilk uluslararası antlaşmaydı. Batı
cephesinde, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal ederek Ege içlerine doğru
yayılmaya başlayan Yunan kuvvetleri, 1. ve 2. İnönü Savaşları'yla (Ocak-Nisan
192 1) durdurulduktan sonra, Sakarya Savaşı’nda (Ağustos-Eylül 1921) ağır bir
yenilgiye uğratıldı. Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması’yla (Ekim 1921) da
Fransızlar Adana ve çevresinden çekildiler.
Bundan sonra
Mustafa Kemal 23 Nisan 1920 tarihinde Meclis
Başkanlığına seçildi.
ülkenin bütün güçleri ve kaynakları batı cephesinde
gerçekleştirilecek büyük bir saldırı için harekete geçirildi. Büyük Taarruz ve
Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda (Ağustos-Eylül 1922) Yunan güçleri bozguna
uğratılarak İzmir kurtarıldı (9 Eylül 1922). Bu askeri başarı yeni Türk
devletinin kurulması sürecini daha da hızlandırdı. Ankara Hükümeti ile İtilaf
devletleri arasında Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) imzalandı ve barış
antlaşmasının koşullarını görüşmek üzere bir süre sonra Lozan’da konferans
düzenlenmesi kararlaştırıldı. Ancak İtilaf devletlerinin bu konferansa İstanbul
hükümetini de davet etmeleri saltanatın sonunu getirdi. TBMM, 1 Kasım 1922’de
halifeliği saltanattan ayırmaya ve saltanatı kaldırmaya karar verdi. Son
Osmanlı padişahı 4. Mehmed (Vahdettin) de 17 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’u
terk etti.
Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz
1923)
Ankara hükümetinin tek temsilci olarak katıldığı Lozan
görüşmeleri, 21 Kasım 1922 tarihinde başladı. Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’nın
(İnönü) başkanlık ettiği görüşmeler, özellikle kapitülasyonların geleceği
konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğradı. İsmet
Paşa’nın notası üzerine 23 Nisan 1923 tarihinde görüşmeler yeniden başladı. 143
madde, 17 ek sözleşme ile protokol ve açıklamadan oluşan barış antlaşmasıyla
Kurtuluş Savaşı noktalanıyor, TBMM hükümeti resmen tanınıyor, Türkiye’nin
ulusal sınırları belirleniyor, kapitülasyonlar kaldırılıyor, Osmanlı borçları
takside bağlanıyor ve sonuç olarak Türkiye’nin siyasal ve ekonomik bağımsızlığı
ile birlikte egemenlik hakkı resmen kabul ediliyordu. 24 Temmuz 1923
tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan antlaşma, 23 Ağustos 1923
tarihinde TBMM tarafından onaylandı.
Cumhuriyet Tarihi
Devletin Örgütlenmesi ve İnkılaplar
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanılıp, Lozan Barış Antlaşması’nın
imzalanmasından sonra Mustafa Kemal ilk iş olarak savaş sırasında kurulan
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini birleştirerek, Cumhuriyet Halk
Fırkası’na (Partisi) dönüştürdü ve fırkanın genel başkanlığını üstlendi. Ulusal
mücadele anlayışını sivil bir ortamda sürdürecek olan Cumhuriyet Halk
Partisi’nin amacı ülkeyi modernleştirmek, model olarak benimsenen batı
sistemini, kurumlarını ve yaşam tarzını hayata geçirmekti. 29 Ekim 1923
tarihinde inkılapların en önemlisi kabul edi-len, Cumhuriyet ilan edildi.
Ulusal Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal, oybirliğiyle Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı
seçildi. O da İsmet Paşa’yı (İnönü) Başbakan olarak atadı. Ancak bu gelişmeler,
ilk Meclis’teki bir kısım milletvekilini rahatsız etmiş; hilafetten kaynaklanan
kurum ve kadroların
25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan kanun ile “Şapka” milli
başlık oldu
yeni yönetim ile çelişmesi ihtimali köklü bir dönüşümün
gerekliliğini ortaya çıkarmıştı. TBMM, Cumhuriyet’in ilanından dört ay sonra,
hilafeti kaldırarak, Osmanlı hanedanı mensuplarının ülke dışına çıkarılmasına
karar verdi (3 Mart 1924). Modern bir devlet ve toplum yapısının
oluşturulması için, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, bireylerin
inanç ve vicdan özgürlüklerinin sağlanması gerekiyordu. Bu nedenle de bir
hilafet kurumu olan Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak, Başbakanlığa bağlı
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Evkaf Müdürlüğü kuruldu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu
ile din okulları düzenine son verilerek, tüm okullar ve eğitim işleri Milli
Eğitim Bakanlığı bünyesinde birleştirildi. Adli Teşkilat Yasası ile
şeriat mahkemeleri yerini laik mahkemelere bıraktı. 25 Kasım 1925
tarihinde çıkartılan Şapka Kanunu ile sarık ve fes giyilmesi yasaklandı ve
“şapka” milli başlık oldu. 26 Kasım 1925 tarihinde uluslararası saat ve takvim
düzenleri kabul edildi. 30 Kasım 1925 tarihinde tekke, zaviye ve
türbeler kapatılarak tarikat unvanları kaldırıldı. 17 Şubat 1926 tarihinde
Osmanlı hukukunun temel taşları olan Mecelle ve Şer’i Hukuk yerine “Türk Medeni
Kanunu” kabul edildi. Buna paralel olarak Borçlar, Ceza ve Ticaret Kanunları da
çağdaş esaslar doğrultusunda yeniden düzenlendi. Çok eşliliğin
yasaklanma sı ve boşanmalar konusunda sadece mahkemelerin yetkili kılınması,
kadın hakları konusunda atılan ilk önemli adımları oluşturdu. Kadınlar birçok
Avrupa ülkesinden önce; 1930 yılında belediyeler, 1933 yılında köy ihtiyar
heyetleri, 1934 yılında ise TBMM için seçme ve seçilme hakkı elde ettiler.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeni bir Türk alfabesi ha-zırlandı
ve Latin harflerinin kullanılmasını öngören
yasa 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM’de kabul edildi. 1931
yılında
Soyadı Kanunu ile Mustafa Kemal’e, Atatürk soyadı
verildi.
ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Metre ve
kilo sis-temlerinin kabulü ile ticari ve ekonomik işlemler kolaylaş-tırıldı,
ülke genelinde standart bir ölçü düzeni kuruldu. 21 Haziran 1934
tarihinde Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasıyla, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucusu Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. “Devletin dini
İslamdır.” hükmü 1928 tarihinde yapılan değişiklikle anayasadan çıkartıldı.
1937 yılında ise Türkiye’nin laik bir devlet olduğu, Anayasa hükmü haline
getirildi. 1925 yılında Türk Tarih Kurumu, 1932 yılında ise Türk Dil Kurumu
kuruldu.
Atatürk Döneminde İç ve Dış Politika
Atatürk, inkılapları halkın tümüne benimsetmek kararındaydı. Fakat devleti
kuran inkılapçı CHP içerisinde bile bir süre sonra muhalif sesler yükselmeye
başladı. Gerçekleştirile n inkılapların Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısına uymadığını
düşünen ve aralarında Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bir grup
Mustafa Kemal Atatürk ve Fethi Okyar Yalova’da.
komutanın da bulunduğu muhalifler, Cumhuriyet Halk
Partisi’nden istifa ederek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular.
Partinin başkanlığına Kazım Karabekir getirildi. Güneydoğu Anadolu’da gerici
Şeyh Said İsyanı’nın çıkması üzerine hükümet, 3 Haziran 1925 tarihinde
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapattı. Çok partili sisteme geçmek
Atatürk’ün idealiydi. Bu nedenle eski başbakanlardan olan Fethi Okyar’a Serbest
Fırka’yı kurdurdu. İsmet İnönü’ye muhalif olan Fethi Okyar’ın liderliğindeki
parti, halktan büyük ilgi görmeye ve beklenmedik şekilde gelişmeye başladı.
Okyar’ın İzmir gezisi sırasında üzücü olayların meydana gelmesi nedeniyle
parti, 17 Kasım 1930 tarihinde kendini feshetti. Cumhuriyetin ilk
yıllarının özelliği, Milli Misak’a ve barışa dayalı dış politika izlenmesiydi.
Başarılı bir diplomasi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın ulusal savunma
sistemi içinde yer alması sağlanmış (Montreaux Antlaşması, 1936), Balkan (1934)
ve Sadabad Paktları ile bütün komşu ülkelere karşı izlenen dostluk politikaları
yaygınlaştırılmıştı.
Mustafa Kemal Atatürk ve Ürdün Kralı Abdullah
Söğütlü Yatında.
Hatay, Atatürk’ün uğraştığı son dış politika sorunu
oldu. Dinamizmi, güçlü sezgileri, güç dengelerini doğru hesap edebilmesi, iç ve
dış koşulları doğru değerlendirmesiyle bilinen Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde
vefat ettiğinde; Hatay sorununu da çözüme kavuşturmuş ve Batı Modeli
doğrultusunda büyük adımlar atmış; geriye, kurumları çağdaşlaşmış ve
inkılapları yürekten benimsemiş bir ülke bırakmıştı.
İnönü Devri ve Bunalımlı Savaş
Yılları

Atatürk’ün ölümünden sonra ikinci cumhurbaşkanı seçilen İsmet
İnönü, Türkiye’yi 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutmayı
başardı. 23 Ağustos 1939 tarihinde Sovyet-Alman Antlaşması imzalandığında, bu
beraberliğin Türkiye aleyhine sonuçlar doğurabileceğini düşünen İnönü, Fransa
ve İngiltere ile antlaşma yaparak Türkiye’nin ekonomik yardım almasını sağladı
(13 Ekim 1939). Sovyetler Birliği ile bu ülkenin Türkiye’ye saldırmayacağı
güvencesini alan bir antlaşma imzaladı (25 Mart 1941). Almanya ile de Sovyetler
Birliği’ne saldırmasından birkaç gün önce saldırmazlık antlaşması yapan
İnönü’nün bu denge politikası savaş boyunca devam etti. Savaşın bitmesine
kısa bir süre kala ABD, İngiltere ve SSCB’nin yanında yer alarak Almanya ve
Japonya’ya savaş ilan eden Türkiye, 24 Ocak 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler
bildirisini imzaladı ve 5 Mart 1945 tarihinde San Francisco Konferansı’na davet
edile-rek, Birleşmiş Milletler kuru-cu üyeleri arasında yer aldı.
Çok Partili Döneme Geçiş
Fuat Köprülü, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Adnan Menderes; tarihe “Dörtlü
Takrir” olarak geçen ünlü önergelerini CHP Meclis Grubu’na vererek, içtüzüğün
ve bazı yasaların değiştiril-mesini istemişlerdi. İstekle- rinin geri
çevrilmesi üzerine Bayar, CHP’den ve milletvekilliğinden istifa etti. Menderes,
Köprülü ve Koraltan ise parti disiplinine uymadıkları gerekçesiyle CHP’den
ihraç edildiler. “Dörtlü Takrir”e imza koyanlar, 7 Ocak 1946 günü,
Demokrat Parti’yi kurduklarını açıkladılar. Demokra-sinin ve liberal
ekonomi anlayışının öncülüğünü yapan DP, beklenenden daha hızlı şekilde gelişti
ve 1946 seçimlerinde Meclis’e girmeyi, 1950 seçimlerinde ise tek başına
iktidara gelmeyi başardı. 1954 seçimlerinde oylarını artırarak iktidarını daha
da perçinleyen DP, 1957 seçimlerinde oy kaybına uğramasına rağmen 27 Mayıs
1960’a kadar iktidarını sürdürdü. CHP iktidarı döneminde benimsenmeye
başlanan Amerika ile yakın iş birliği, DP iktidarı döneminde dış politikaya
yeni boyutlar getirdi. Missouri gemisinin İstanbul’u ziyareti, Truman Doktrini
ve Marshall Planı’nın uygulamaya konması ile Amerika’dan ilk ekonomik ve askeri
yardımların gelmeye başlaması, İsmet İnönü’nün bu doğrultuda
attığı temelleri sağlamlaştırmıştı. Türkiye, DP iktidarı döneminde Kore
Savaşı’na katıldı ve Kuzey Atlantik Paktı Örgütü’ne (NATO) üye oldu (1952).
1954 seçimlerinden sonra ekonomi ile birlikte halkın ve sivil-asker
bürokratların duru-mu da bozulmaya başlamıştı. Halktaki hoşnutsuzluk
karşı-sında muhalefet ve basının da eleştirileri sertleşmişti. İktidar ise bu
eğilime karşı bazı sert önlemler almaya yönelmişti. Anamuhalefet partisi lideri
İnönü’nün yurt gezilerinde karşılaştığı engel-ler,
basını kontrol altında tutmak için başvurulan
yöntemler ve Meclis’te kurulan “Tahkikat Komisyonu” tansiyonu iyice yükseltmiş,
rejim tartışmalarına yol açmıştı.
27 Mayıs Hareketi ve Ara Dönem
Silahlı Kuvvetler’in çeşitli kademelerindeki bir grup subay, 27 Mayıs 1960
sabahı planlı bir şekilde harekete geçerek, on yıllık DP iktidarını devirdi ve
yönetime el koydu. Yayınlanan ilk bildiride, hareketin hiçbir kişiye ve zümreye
karşı yapılmadığı, NATO’ya ve CENTO’ya bağlı kalınacağı ve en kısa zamanda
seçimlerle yönetimin sivillere devredileceği bildirildi. İhtilalci subaylar
tarafından “Milli Birlik Komitesi” (MBK) adında bir komite kuruldu. Kara
Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel ; Devlet, Hükümet ve Milli Birlik
Komitesi Başkanlığı görevlerini üstlendi. MBK yasama görevini üstlenirken, 17
Haziran 1960’ta çoğu sivillerden oluşan bir hükümet göreve başladı.
Ancak, MBK üyelerinin bir bölümü bir an önce seçimlerin
yapılmasını isterken, diğer
bölümü gerekli reformlar gerçekleştirildikten sonra
seçimlere gidilmesinden yanaydı. İkinci gruptakiler 13 Kasım 1960
tarihinde tasfiye edilerek yurt dışında çeşitli görevlere atandılar.
Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Cemal Gürsel bir askerle konuşurken
Kurucu Meclis, 5 Ocak 1961 tarihinde toplandı.
Kurucu Meclis’in son şeklini verdiği Anayasa, 9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan
referan-dumla kabul edilerek yürür-lüğe girdi. 1961 Anayasa-sı’nın getirdiği en
önemli yenilik; parlamentonun, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak
üzere iki kanattan oluşmasıydı. MBK, 15 Ekim 1961 tarihinde yapılan seçimlerle
iktidarı sivillere teslim etti. Ana- yasa gereği
MBK’nın 22 üyesi “Tabii Senatör” olarak parlamentoya
girerken, Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi.
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Adnan Menderes’in
İzmir’de halka seslenişi
Devrik Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu üyeleri,
milletvekilleri ve bazı bürokratlar 27 Mayıs 1960 sabahı Harp Okulu’nda gözetim
altına alınmışlardı. Yassıada’da kurulan “Yüksek Adalet Divanı”, “Anayasa'yı
ihlal” ile suçladığı DP iktidar mensuplarından 15’ine idam cezası verdi.
Bunlardan 12’si MBK tarafından müebbet hapse çevrildi. DP iktidarının Başbakanı
Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan
ise 16-17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edildiler. Diğer tutukluların
tümü 1964 yılına kadar çeşitli af girişimleriyle serbest bırakıldılar.
Hareketli Yıllar ve AP Dönemi
14 Ekim 1961’de yapılan ilk seçimlerde, emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın
liderliğindeki Adalet Partisi ile ihtilal hükümetinin Maliye Bakanlığını yapan
Ekrem Alican’ın liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi, DP’nin 1957 yılında aldığı
toplam oylardan daha fazlasını elde etmişti. CHP’nin oyları ise % 41’den %
37’ye gerilemişti. Seçimlerden sonra CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün
başkanlığında kurulan CHP-AP koalisyon
hükümeti, sivil
Genel Kurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala’yı kordiplomatların
ziyareti
rejime dönüşü kolaylaştırmakla birlikte iç uyumsuzluklar
nedeniyle uzun ömürlü olamadı. Onu, yine İnönü’nün başkanlığında kurulan 2. ve
3. koalisyonlarla, Suat Hayri Ürgüplü’nün başkanlığında kurulan koalisyon
hükümeti izledi. Ragıp Gümüşpala’nın 1964’te ölümüyle boşalan AP
Genel Başkanlığı’na, Devlet Su İşleri eski Genel Müdürü Süleyman Demirel
seçildi. AP, 1965 seçimlerinde oyların % 53’ünü alarak tek başına iktidara
geldi. Bu seçimlerin bir özelliği de Türkiye’de ilk kez bir sosyalist partinin,
Türkiye İşçi Partisinin seçimlere katılması ve 15 milletvekilliği
kazan-masıydı.
12 Mart ve Ara Rejim
1968
yılında başlayan öğrenci eylemleri, tüm Avrupa’yı olduğu kadar Türkiye’yi de
etkilemiş, masum öğrenci istekleri giderek siyasi ve ideolojik bir içerik
kazanmış ve kanlı bir teröre dönüşmüştü. Bu terörü durdurmak gerekçesiyle
komutanlar 12 Mart 1971’de muhtıra verdiler.
Yeni ara rejimin ilk hükümeti, CHP’den istifa eden Prof. Nihat Erim
tarafından kuruldu. Sıkıyönetim ilan edildi ve bazı özgürlükler kısıtlandı.
Başbakan Sadi Irmak ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel
1. ve 2. Erim hükümetlerinin sert önlemlerine rağmen terörün
tırmanışa geçmesi önlenemeyince yerini Ferit Melen’in kurduğu hükümete bıraktı.
Onu izleyen Naim Talu hükümeti ise bir çeşit demokrasiye geçiş sürecini
başlattı. 1973 yılında TBMM’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini 12
Martçıların adayı Faruk Gürler kaybetti; AP ve CHP’nin ortak adayı emekli
Oramiral Fahri Korutürk kazandı. Bu arada, İsmet İnönü; CHP Genel
Başkanlığı’ndan, üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa etti. Hemen toplanan
kurultayda Ecevit, Genel Başkan seçildi.
Ecevit Hükümetleri ve “MC” Dönemleri
1973
yılında yapılan seçimler, 12 Mart rejiminin hukuki olarak sonunu getirmişti.
Seçimlerde hiçbir partinin tek başına iktidara gelememesi yeni bir koalisyonlar
dönemini başlattı. Seçimlerde en yüksek oyu alan CHP, görüşlerinde İslami
motifleri öne çıkaran Milli Selamet Partisi (MSP) ile koalisyon hükümeti kurdu.
Bu ilginç uzlaşma olumlu sonuçlar doğurdu ise de
dünyadaki konjonktürel gelişmeler
Türkiye’ye,
Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs için Türkiye’nin garantörlük
hakkını kullanacağını açıklarken
dolayısıyla hükümete de yansıdı. Dünyadaki petrol
bunalımının ardından Türkiye’yi yıl |