Yaşam
BomBa

Bir tımarhanede deliler ayaklanır ve binanın orta bahçesini işgal ederler. Hiçbiride dağılmaz. Bunun üzerine doktorlar toplanarak yönetmeliği açarlar ve aynısını uygulamaya karar verirler. Yönetmeliye göre bir doktoru çırılçıplak soyar delilerin içine atarlar. Doktor içeri girince * BOMBAAA * diye bağırır. Bunu gören deliler doktoru tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Bunun üzerine doktorlar tekrar toplanır ve konuşurlar. Bu işte bir yanlışlık vardır. Delilerin hepsinin dağılması gerekmektedir. Yeniden denerler. Bir doktoru daha soyup içeri atarlar ve oda * BOMBAAA * diye bağırır. Deliler onu da tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Başhekim en sonunda bir de ben deniyeyim der ve soyunup delilerin arasına girer ve * BOMBAAA * diye bağırır. Bunun üzerine bütün deliler kaçışır ve binayı ve orta bahçeyi terk ederler. Doktorlar merak eder ve biraz akıllı olanlarından toplayarak bu durumu sorarlar. Niçin siz ilk iki doktor girdiğinde binayı boşaltmadınız da son başhekim girdiğinde boşaltınız? derler. Delilerde "İlk giren iki bombanın fitili uzundu ama son giren bombanın fitili kısaydı zamanımız yoktu içerde patlamasın diye böyle yaptık" derler.
 
Jim ile Mary

 Jim ile Mary akıl hastanesinde iki hastadır. Bir gün hastanenin yüzme havuzunun etrafında dolaşırken Jim aniden suya atlayıp en dibe batar. Bunu gören Mary hemen ardından atlar ve dibe kadar yüzüp Jim'i kurtarır. Tabii Mary'nin bu kahramanca davranışı hastanede olay olur. Bunu duyan başhekim de Mary'nin artık iyileştiğini düşünüp, hastaneden derhal taburcu edilmesi emrini verir. İşlemler yapılır, belgeler çıkartılır, Başhekim ayni gün Mary'nin yanına gider:
-Mary, sana bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haberim, yaptığın kahramanca davranıştan ötürü anladık ki akli dengen tamamen yerinde ve böylece hastanemizden taburcu oluyorsun. Kötü habere gelince, kurtardığın hasta, Jim, intihar etmiş. Az önce odasının banyosunda kendisini asmış bulundu.
- Mary gayet sakin yanıt verir: “O intihar falan etmedi ki. Ben onu astım kurusun diye. “
 
Hava Durumu

İstanbul ve 4 İle Meteorolijiden Önemli Uyarı:

Sağanak yağış geliyor

İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak ve Bartın önümüzdeki hafta yeni bir yağışlı havanın etkisine giriyor.

Meteoroloji'den yapılan açıklamaya göre, yurdun kuzeybatı kesimlerinde görülen yağışların, öğle saatlerine kadar İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak ve Bartın çevrelerinde kuvvetli rüzgarla birlikte etkili olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (sel, su baskını vb) ilgililerin ve vatandaşların tedbirli olmaları istendi.

İŞTE 5 GÜNLÜK HAVA TAHMİNİ

  2 Aralık 2007
Pazar
3 Aralık 2007
Pazartesi
4 Aralık 2007
Salı
5 Aralık 2007
Çarşamba
6 Aralık 2007
Perşembe
İstanbul 11ºC /   4ºC  13ºC / 5ºC 18ºC / 9ºC 11ºC / 7ºC 10ºC / 7ºC
Ankara 7ºC /   0ºC  10ºC / -2ºC 13ºC / 2ºC 9ºC / 4ºC 5ºC / -3ºC
İzmir 15ºC /   8ºC  17ºC / 7ºC 18ºC / 13ºC 13ºC / 8ºC 10ºC / 6ºC
Antalya 20ºC /   13ºC  18ºC / 12ºC 19ºC / 14ºC 17ºC / 13ºC 15ºC / 12ºC
Bursa 11ºC /   3ºC  15ºC / 3ºC 16ºC / 8ºC 11ºC / 5ºC 11ºC / 3ºC



Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan verilerine göre İstanbul 3 günlük hava tahmini:

 

Yarın
 2 Gün Sonra
 3 Gün Sonra







 
Türkiye Genel Bilgiler
Turkiye Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine çok yaklaştığı bir alanda yer alan Türkiye Cumhuriyeti, doğuda Gürcistan, Ermenistan, Nahcivan ve İran, batıda Bulgaristan ve Yunanistan, güneyde Suriye ve Irak ile komşudur. Bu sınırların çoğu Osmanlı ımparatorluğu'nun parçalanmasından sonraki anlaşmalarla çizilmiştir. Konumu nedeniyle eski Asya Türk kültürünün Avrupa'ya ulaştırıldığı bir geçit yeri olan Türkiye, aynı zamanda batı dünyasının doğuya açılan penceresidir. üç tarafı denizlerle (Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi) çevrili olan Türkiye'nin deniz sınırları, ülkeyi yalnızca yakın bölgelerle değil, bütün dünya ile komşu haline getirir. Bu uzun kıyılar ve kıtalararası köprü niteliği nedeniyle ülke, büyük ticaret ve göç yollarının merkezi olmuştur. Türkiye, hem bir NATO ülkesidir hem de İslam ülkeleri arasında çok taraflı ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi konusunda aktif bir rol oynamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzölçümü 814.578 km2dir. Yüzölçümünün %3'lük bölümü Avrupa kıtasında yer alan akya topraklarıdır. Asya kıtasında yer alan %97'lik kısmı na ise Anadolu denir. Dikdörtgeni andıran ülkenin genişliği yaklaşık 550, uzunluğu 1500 km kadardır. Doğu'daki en uç noktası, İran ve Nahcivan sınırlarının kesişme noktasıdır. En batı ucu ise Gökçeada'daki Avlaka burnudur. Kuzeyde en uzak sınır noktası Sinop ilindeki İnceburun, en güney ucu da Hatay ilindeki Beysun köyüdür. Deniz sınırlarının uzunluğu 8333 km, kara sınırları ise 2875 km'dir. Bu yüzölçümü ile Türkiye, İran dışındaki bütün komşularından daha geniş topraklara sahiptir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfusu yaklaşık 63 milyondur. Nüfusun 2000 yılında 65.5 milyon, 2010 yılında ise 74 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Nüfus dağılımı bakımından Türkiye'deki coğrafi bölgeler farklı özellikler gösterir. ülke nüfusunun hemen hemen yarısı kıyı bölgelerinde toplanmıştır. İç bölgeler ise genel olarak daha az nüfusludur. Türkiye'de 1950'lerden itibaren nüfus artışı teşvik politikası terkedilerek, nüfus planlamasına geçilmiştir. Türkiye eski dünyayı oluşturan Avrupa, Asya ve Afrika'nın birbirlerine en yakın olduğu ve Avrupa ile Asya'nın kucaklaştıkları bir noktada yer almaktadır. Coğrafi konumu nedeniyle ana kara parçası olan Anadolu, tarihin şekillenmesineNEHIR yol açan değişik halk kitlelerinin toplu göçlerine şahit olmuştur. Sayılamayacak kadar medeniyetin sahibi olan Anadolu her biri kendi öz kimliğine bağlı ancak birbirinden etkilenen kültürlerin bir bileşkesini geliştirmiştir.
Ülkenin çoğunluğu Güney Batı Asya'da bulunduğu Türkiye, Avrupa ve Asya'nın hudutlarını kucaklaştırmaktadır ve Avrupa'da toplam 780.580 km² lik bir yüzölçümü vardır. Ülke doğuda Gürcistan, Ermenistan ve İran ile Güney'de Irak, Suriye ve Akdeniz ile çevrelenmiştir. Batıya doğru Ege Denizi, Yunanistan ve Bulgaristan Kuzeye doğru Karadeniz diğer hudutları oluşturur. Türkiye'nin coğrafi koordinatları 36° 00' - 42° 00' Kuzey Enlem ve 26° 00' - 45° 00' Güney Boylamdır.
80 idari ili olan Türkiye, Karadeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İçanadolu Bölgesi, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi olmak üzere yedi coğrafi bölgeye bölünmüştür.

TÜRKİYE'NİN NEHİRLERİ

Türkiye'nin bir çok nehri ülkeye çeviren denizlere akmaktadır. Fırat (Euphrates) ve Dicle (Tigris) Irak'ta buluşurlar ve Basra Körfezi'ne akarlar. Türkiye'nin en büyük nehirlerinden Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya Karadeniz'e akar. Susurluk, Biga, Gönen Marmara'ya, Gediz, Küçük Menderes ve Meriç Ege'ye ve Seyhan,Ceyhan ve Göksu'da Akdeniz'edökülür.

DENİZLER

Türkiye Kuzey'de Karadeniz, Güney'de Akdeniz ve Batı'da Ege Denizi olmak üzere üç deniz tarafından çevrilmiştir. Karadeniz'i dünyanın diğer taraflarıyla buluşturan İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın bulunduğu önemli su yolunun geçtiği Kuzey Batı'daki Marmara Denizi ise bir iç denizidir. Türkiye'nin kıyıları adalar dışında 8.333 km.dir.
Anadolu kıyısı: 6480 km
Trakya kıyısı: 786 km
Adalar kıyısı: 1067 km

TÜRKİYE'NİN  GÖLLERİ

Göller sayıları itibarlarıyla Doğu Anadolu Bölgesi en zengin bölgedir. O, Türkiye'nin en büyük gölü Van (3.713 km²) havidir. Ayrıca Beyşehir ve Eğridir Gölleri'nin de aralarında olduğu bir çok göl Toros Dağları'nın batısındadır. Önemli göller Türkiye'de ikinci en büyük göl olan Tuz Gölü, Burdur, Sapanca, İznik, Ulubat, Kuş Cenneti olan Manyas, Akşehir ve Eber'dir. Geçen otuz yılda Doğu Anadolu'da barajlar inşa edildiğinden Keban, Karakaya, Atatürk gibi bir çok büyük baraj gölü meydana getirilmiştir.
AGRI DAGI

TÜRKİYE'NİN DAĞLARI

Marmara Bölgesi'nde en önemli tepe olan Uludağ (2.543 m.) aynı zamanda önemli bir kış sporları ve turizm merkezidir. Ege Bölgesi'nde dağlar denize dikey inerler.
Türkiye'nin Güneyi'ndeki Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Batı ve Orta Tarsus Dağları birden bire kıyılarında yükselirler. İçanadolu Bölgesi Türkiye'nin tam ortasındadır. Bir diğer bölgelerle karşılaştırıldığı vakit daha az dağa sahipmiş görüntüsü verir. Bölgenin başlıca yükseklikleri Karadağ, Karacadağ, Hasandağ ve Erciyes (3.917 m.) dağıdır. Doğuanadolu Bölgesi Türkiye'nin en yüksek bölgesidir. Dörtte üçlük bölümü 1.500 - 2.000 m. yüksekliğindedir. Bölgede 5.165 m. yükseklikte Nuh'un Gemisi yerleşmiş olduğu Ağrı Dağı (Ararat) nın ve Tendürek, Süphan, Nemrut'un da aralarında bulunduğu bir yığın harekete geçmeyen volkan vardır.

Kaçkar dağı 3923 Demirkazık tepesi 3756
Uludağ 2543 Büyük Ağrı dağı 5137
Akdağ 2446 Karacadağ 1938
Kazdağ 1774 Küçük Ağrı dağı 3896


TÜRKİYE'NİNNİN OVALARI


Türkiye de ovalar diğer bir deyişle düzlük alanlar yüzölçümümüz içinde son derece az yer kaplar. Ülkemizin ancak %8 i düzlük alandır. Ülkemizde teşekkül biçimlerine göre çok çeşitli ova tipiyle karşılaşılır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Delta ovaları, Kıyı ovaları, Tektonik Çöküntü ovaları, Hafif yarılmış birikim ovaları, Dağ eteği ovaları, Eski Göl tabanı ovaları, Karstik ovalar, Lav ve tüflerden meydana gelen ovalar. Birbirinden farklı biçimlerde teşekkül etmiş bulunan bu ovalar genelde kıyı bölgelerimizde alçak düzlüklerden oluşurken, iç bölgelerimizde yüksek düzlükler şeklindedir. Kıyı bölgelerimizdeki ovalar genelde deniz seviyesinden başlamak üzere 200-300 m. yükseltiye çıkarlarken, yer yer 15-25 km, genişlik gösterip uzandıkları gibi iç kısımlara doğru 120-150 km. kadar girdikleri de olur.

Oluşumlarına Göre Ovalar

Tektonik Ovalar: OVA
Çöküntü ovaları da denir. Yerkabuğu hareketleri sonucu yükseltiler arasında çukurda kalan yada çöken sahaların zamanla alüvyonlarla dolmasıyla oluşmuşlardır. ERZURUM, ERZİNCAN, B. VE K. MENDERES OVALARI

Delta Ovaları:
Akarsuların taşıdığı malzemeyi denize döküldükleri sığ kıyılarda biriktirmesiyle oluşan kabaca üçgen şekilli ovalardır. BAFRA, ÇARŞAMBA OVALARI
Gölyeri Ovaları:
3. Zamanda çok geniş alan kaplayan göllerin sularının çekilmesiyle ortaya çıkan geniş düzlüklerdir. TUZ GÖLÜ, AKŞEHİR GÖLÜ, EBER GÖLÜ
Karstik Ovalar:
Karstik arazilerde dolin ve uvalaların birleşip genişlemesiyle oluşmuş ovalardır. Akdeniz Bölgesinde örnekleri görülür. MUĞLA, ELMALI, KESTEL OVALARI
Dağ Eteği Ovaları:
Dağların eteğinde dağdan inen akarsuların biriktirdiği alüvyonlarla oluşmuş az eğimli düzlüklerdir. BURSA OVASI, NUR DAĞL. ETEKLERİ (İSKENDERUN)



 
Tarihi


Genel Hatları ile Türk Tarihi

Türkler, Ural-Altay grubunun bir dil altında birleşmiş olan halk topluluğudur. M.Ö. 7. yüzyılda Köğmen Dağları eteklerinde ilk kez tarih sahnesine çıkmışlardır. Asya’da Türk siyasi varlığı, Çin kaynaklarına göre ilk kez M.Ö. 3. yüzyılda Hunlar’la başlar. Hunlar, Mete Han zamanında büyük bir imparatorluk kurdular. Moğolları ve Yüeçileri yenerek, Çin’in batı kapıları ile ticaret yollarını denetimleri altına aldılar. 552 yılında, Asya Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Altay dağlarının doğu eteklerinde Göktürk İmparatorluğu kuruldu. Göktürkler, “Türk” sözünü ilk kez resmi devlet adı olarak kabul ettiler. Bilge Kağan ve Kül Tigin, Türk devlet adamlığının en bilge ve en kahraman kişileri olarak tarihte yer aldılar. Her iki hakan ve yine Göktürk hakanlarından biri olan Tonyukuk, icraatlarını “Orhun Yazıtları” adı verilen ve Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri kabul edilen metinlerle ebedileştirdiler.

 741 yılında, Göktürklerden sonra var olan tarihteki üçüncü Türk devletini Uygur-lar kurdu. Fakat kuzeybatı-daki Kırgız Türkleri’nin baş-kente düzenledikleri baskın sonucu dağıldılar. Aral gölü ile Türkistan böl-gelerinde yaşayan ve Asya Hunları’nın torunları olan Batı Hunları, Uarlar'ın baskısıyla yurtların terk ederek Volga nehrinin batısına yerleştiler. Başbuğ Balamir, Doğu Gotları yıktıktan sonra Batı Gotlarına hücuma başla-yınca, Vizigotlar kitleler halinde batıya doğru kaçtı ve Hun askerleri de onları kovaladı. Avrupa’nın etnik yüzünü değiştiren ve Roma İmparatorluğu’nun kuzey eyaletlerini altüst ederek İspanya’ya kadar uzanan tarihi “Kavimler Göçü” bu şekilde başladı. Avrupa’da ilk Türk devleti olarak kurulduğu bilinen Batı Hun İmparatorluğu’nun başına 434 yılında Attila geçti. Avrupa’da bulunan bütün barbar kavimlerle Bizans ve Batı Roma’ya boyun eğdiren Attila’nın zamanında Batı Hun İmparatorluğu’nun sınırları, Ren Nehri kıyılarından Volga Nehri’ne kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Türklere Avrupa yolunu Batı Hunları açtı. Batı Hunları, Türk kültür ve uygarlığını Avrupa’ya taşımakla yetinmeyip barbar kavimlerin tehdidi altında olan oradaki uygarlıkları da korumaya aldılar. Asya’dan Avrupa’ya uzanan yolu 900 yıl sürecek Türk göçlerinin hizmetine açtılar. Avrupa’da varlığını ve gücünü kabul ettiren ikinci Türk kavmi, Avarlar oldu. Göktürk Devleti’nin kurulması üzerine 552 yılında batıya doğru kaçmaya başlayan Avarlar, önce Kafkasya’ya ve Karadeniz’in kuzeyine yerleştiler. Batıya doğru ilerleyişlerini sürdürerek, Sabirler'i ve Onogurlar'ı yendikten sonra Tuna boylarında yaşadılar ve Balkanlara sık sık akınlar yaptılar. Bugünkü Yunanistan sınırından Almanya’ya kadar olan bölgede egemenlik kurdular. Tuna boylarındaki Slavlar ile Karadeniz kıyılarında yaşayan Bulgarlar'ı yönetimleri altına aldılar. Bulgar Türkleri ile birlikte 626 yılında İstanbul’u kuşatarak Bizans surları önüne kadar geldiler. Tarihte İstanbul’u ilk kuşatan Türkler, Avarlardır. Avrupa’da Avarlar'dan sonra Hazarlar'ın varlığı başladı. 7. ve 10. yüzyıllar arasında Volga'dan Kiev’e kadar uzanan güçlü bir devlet kurdular. Hazarlar, egemen oldukları topraklarda yaşayan çeşitli dinlere mensup insanlara büyük bir dinsel hoşgörü gösterdiler. En yaygın dil olarak Türkçe’yi konuşan Hazarlar'ın tarihteki en önemli işlevlerinden biri de Hazar Denizi’ne adlarını vermeleriydi. Hazarlar'ın bir devlet olarak siyasi varlıkları 968 yılında sona erdi.

İnce Minare’den bir görünüm, Selçuk Dönemi – KONYA

Avrupa’daki Türk varlığı Hazarlar'dan sonra 10. yüzyıldan itibaren Peçenekler'le devam etti. Peçenekler, Hazar-Oğuz ittifakının yoğun baskılarına dayanamayarak Volga’yı geçtiler ve Macaristan’a ulaştılar. Macarlar'ı yurtlarından çıkararak 880 yıllarında o topraklara yerleştiler. Don Nehri’nden Volga Nehri’nin batısına kadar uzanan bozkırlara yayıldılar. 1091 yılında İzmir Emiri Caka Bey’le birlikte İstanbul’u zapt etmek üzere harekete geçtiklerinde, Meriç Nehri dolaylarında yapılan kanlı savaşta Bizans-Kuman birleşik kuvvetleri karşısında tarihlerinin en ağır yenilgisine uğradılar. Böylece Peçenekler'in siyasi hayatı sona erdi. Peçenekler'in tarih sahnesinden çekilmeleriyle Türklerin Avrupa serüveninin 700 yıl süren ilk aşaması sona erdi. Türkler artık 200 yıl boyunca Avrupa’da görünmeyeceklerdi.


İslami Dönem Türk Tarihi.

Uygur Devleti’nin 840 yılında yıkılmasından sonra Karahanlılar Devleti kuruldu. Karahanlı hükümdarı Saltuk Buğra Han zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul edildi. "Türk-İslam Kültür ve Uygarlığı" denilen tarihi gelişmenin temelleri de bu dönemde atıldı. Karahanlılar'ın hüküm sürdüğü dönemde, başkenti Afganistan’daki Gazne şehri olan “Gazneliler” adlı ikinci bir devlet kuruldu (969-1187). İlk kez “Sultan” unvanını kullanan Gazneli Mahmud, Hindistan’a birçok sefer düzenledi ve buraları İslamlaştırarak bugünkü Pakistan’ın temellerini attı. Gazneliler, Sultan Mahmud’dan sonra Selçuklular'la yaptıkları Dandanakan Savaşı’nı (1040) kaybederek Hindistan’a çekildi ve daha sonra da Selçuklu egemenliğine girdiler. Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157), Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuk Bey tarafından kuruldu. Selçuklular, Karahanlı ve Gazneliler'e üstünlük sağlayarak Türk birliğini kurmayı başardılar. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055 yılında Abbasiler'in hilafet merkezi olan Bağdat’a girerek Şii Büveyhi Devleti’ne son verdiği için halife tarafından kendisine “Dünya Sultanı” ünvanı verildi. Yerine geçen oğlu Sultan Alparslan, Bizans İmparatoru Romanos Diogones’i 1071 yılında Malazgirt’te ağır bir yenilgiye uğratarak Türklere Anadolu’nun kapılarını açtı. Sultan Melikşah zamanında ise Selçuklu Devleti, tarihinin en parlak dönemini yaşadı ve batı üniversitelerinin mimarisine temel olan Nizamiye Medreseleri de bu dönemde yaptırıldı.
alanya_kalesi.jpgBüyük Selçuklu Devleti, Melikşah’ın ölümünden sonra; Suriye Selçukluları (1092-1117), Irak ve Horasan Selçukluları (1092-1194), Kirman Selçukluları (1092-1187) ve Anadolu Selçukluları (1075-1318) gibi küçük devletlere ayrıldı. Ayrıca, Sultan Melikşah’ın saray hizmetinde bulunan Anuşegin’in oğlu Muhammed Harzemşah tarafından Harzemşahlar Devleti (1097-1231) kuruldu. Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti’nin yerine kurul-muş olan en önemli topluluktu. Devletin merkezi İznik’ti. 1. Kılıçarslan’ın oğlu 1. Mesud zamanında Konya’ya yöne-len Haçlılar, Ceyhun yakınlarında yenilgiye uğratıldı. 1. Mesud’dan sonra yerine geçen oğlu 2. Kılıçarslan ise, Denizli yakınlarındaki Myriokephalon’da Bizans ordusunu bozguna uğratarak, Bizans’ın Anadolu’daki etkisini tamamen ortadan kaldırdı. Sultan 1. Alaeddin Keykubat zamanında Anadolu Selçukluları en parlak dönemini yaşadı. Ancak hükümdarın zehirlenerek öldürülmesi, ülkede karışıklıklara neden oldu. Babailer isyanını Moğol istilası izledi. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu, Moğollar tarafından istila edilerek yakılıp yıkıldı. 13. yüzyılın sonlarına doğru Moğol egemenliğinin zayıflaması sonucunda sınırlara yerleşmiş olan Türkmenler, Anadolu topraklarında Karaman, Germiyan, Eşref, Hamid, Alaiye, Ramazan, Dulkadir, Taceddin, Menteşe, Candar, Pervane, Sahib Ata, Karesi, Saruhan, Aydın, İnanç ve Osmanoğulları Beylikleri'ni kurdular. “Beylikler Dönemi” denilen bu devrede Anadolu tamamıyla Türk Yurdu haline geldi ve Moğol tahribatına uğramış olan ülke yeni baştan inşa edildi. Türk-Kölemen (Memlük) Devleti, Mısır’da Eyyubi hükümdarı Es-Salih Necmeddin’in ölümünden sonra ordu komutanı İzzeddin Aybeg tarafından kuruldu (1250-1517). Aybeg’in sultanlığı zamanında Mansure Zaferi kazanılarak yedinci Haçlı Seferi etkisiz bırakıldı. Seyfeddin Kotuz zamanında Moğol-Ermeni-Haçlı müttefikleri ağır bir yenilgiye uğratılarak Suriye’ye sokulmadı. Memlük sultanları Müslümanlığa yaptıkları hizmetlerden dolayı “Hadımü’l-Harameyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) ünvanını kazandılar ve İslam dünyasında haklı bir şöhret edindiler. Memlük Devleti’nin varlığına Osmanlılar tarafından son verildi. 14. yüzyılın önemli devletlerinden biri de Timurlular'dı (1370-1507). Çağatay Hanlıklarından birinin başında olan Timur tarafından kuruldu. Timur, 35 yıl gibi kısa bir sürede devletini, sınırları Volga Nehri’nden Ganj Nehri’ne, Tanrı Dağları’ndan İzmir ve Şam’a kadar uzanan bir imparatorluk haline getirdi. Ölümünden sonra imparatorluk parçalandı. Sadece Hüseyin Baykara, Horasan’da tutunabildi. Başkent Herat, Türk tarihinin önemli kültür merkezlerinden biri haline geldi. Türk şairi ve devlet adamı Ali Şir Nevai burada yetişti. Oğuzların Yıva, Yazır, Döğer ve Avşar boylarından oluşan Karakoyunlu Türkmen grubu, Erbil-Nahçıvan arasında Karakoyunlu Devleti’ni kurdu (1380-1469). Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf, Timur’un baskısı karşısında Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt’a sığınmak zorunda kaldı. Bu da Ankara Savaşı’nın nedeni sayıldı. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden toparlanan Kara Yusuf, 1406 yılından sonra eski devletini yeniden kurarak; Mardin, Erzincan, Bağdat, Azerbaycan, Tebriz, Kazvin ve Sultaniye’yi topraklarına kattı. Kara Yusuf’un ölümünden sonra ülkede karışıklıklar çıktı. Cihan Şah ülkeyi yeniden birleştirmeyi başardıysa da, Akkoyunlu Hakanı Uzun Hasan’a Mardin’de yenilerek Akkoyunluların egemenliğine girdi. Akkoyunlu Türkmenleri, Moğol hakimiyetinin yıkılışı sırasında Diyarbakır-Malatya bölgesinde Akkoyunlu Devleti’ni kurmuşlardı. Asıl kurucusu Kara Yülük Osman Bey olan topluluk, en parlak yıllarını Uzun Hasan döneminde yaşadı. Fakat Uzun Hasan’ın Fatih Sultan Mehmed’le yaptığı Otlukbeli Savaşı’nı (1473) kaybetmesi sonucu, Akkoyunlu Devleti yıkıldı. Bu arada İran’da siyasi bir birlik kuran Şah İsmail, katı bir Şiilik politikasıyla ülkenin sınırlarını genişletmişti. Ancak Anadolu’ya da göz dikince Osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim’le Çaldıran’da karşı karşıya geldi ve ağır bir yenilgiye uğradı (1514). Şah İsmail’den sonra yerine geçen bütün Sefevi hükümdarları Osmanlılarla yaptıkları mücadelelerde her savaşı kaybettiler. Sefeviler Devleti Nadir Şah döneminde sona erdi. Türkçe yazdığı “Vekayi Babürname” adlı eseriyle ün yapan Timur hanedanından Zahirüddin Babür, Hindistan’a giderek Türk-Hint (Babür) İmparatorluğu’nu kurdu (1526-1858). Ölümünden sonra hükümdar olan oğulları Humayun ve Ekber zamanlarında devlet daha da genişletildi ve Hindistan Yarımadası'nın büyük bir bölümü tek yönetim altında birleştirildi. Şah Cihan adıyla hükümdar olan Hürrem devrinde, siyaset ve sanat alanlarında en parlak dönem yaşandı. Agra’da dünyanın en güzel mimari eseri sayılan “Taç Mahal” inşa edildi. Bu eserin inşası için Osmanlı Devleti’nden mimarlar gönderildi. 1. Alemgir’in zamanında başlayan iç karışıklıklar 2. Bahadır Şah zamanına kadar sürdü. 1858 yılında çıkan bir isyanı bastıran İngilizler, Hindistan’ı İngiltere’ye bağladılar ve Kraliçe Victoria’yı Hindistan İmparatoriçesi ilan ettiler.


Osmanlı İmparatorluğu (1299-1923)
Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından kuruldu. Osman Bey, Uç’taki Oğuz beylerinin oy birliğiyle başa geçti ve Ahilerin reislerinden Şeyh Edebali’nin kızıyla evlendi. Anadolu’daki Türk beyliklerini birleştirerek kısa sürede Türk birliğini kurmayı başardı. Osmanlılar önce Rumeli’ye geçtiler; daha sonra Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Bey’in, beş bin kişilik bir orduyla 1353 yılında Trakya’ya,

Fatih Sultan Mehmed

Şehzade Süleyman Paşa’nın da Gelibolu Yarımadası’ndan Avrupa’ya ayak basması Türk tarihinin önemli olaylarından sayıldı. Orhan Gazi’nin ölümünden sonra padişah olan 1. Sultan Murad Han, Balkanların gerçek fatihi oldu. 1362 yılında Edirne fethedildi ve başkent, Bursa’dan Edirne’ye taşındı. 1363 yılında Filibe ve Zağra alındı, böylece Meriç vadisine hakim olundu. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethederek (1453) Bizans’ın varlığına son vermesi ise Orta Çağ’ı bitirip Yeni Çağ’ı başlattı.




Piri Reis Haritası, 1500’ler. Piri Reis denizciler için Beşik Koyu’na ve Çanakkale Boğazı’ndan geçişe ait ilk ayrıntılı açıklamaları vermiştir.

Osmanlılar; batıda Sırplar, Bulgarlar, Macarlar, Venedikliler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İspanyollar, Papalık, İngiltere, Polonya, Fransa ve Rusya; doğuda ve güneydoğuda Akkoyunlular, Timurlular, Memlükler, Sefeviler ve Karamanoğulları devletleriyle mücadele ettiler. Varlığını 20. yüzyıla kadar sürdürecek olan üç kıtaya yayılmış bir cihan imparatorluğu kurdular. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethederek Hilafet’in Osmanlılar’a geçmesini sağladı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İmparatorluğun sınırları kuzeyde Kırım’dan, güneyde Yemen’e ve Sudan’a; doğuda İran içlerine ve Hazar Denizi’ne; kuzeybatıda Viyana’ya ve güneybatıda İspanya’ya kadar uzanıyordu. İmparatorluk, 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya karşı eko-nomik ve askeri üstünlüğünü kaybetmeye başladı. 19. yüz-yılda ise Rusya ile bazı Avrupa devletlerinin kışkırtmalarıyla Osmanlı topraklarında ayaklanmalar baş gösterdi. İmparatorluktan kopan Hristiyanlar bağımsız devletler oluşturdular. 19. yüzyıl boyunca süren reform çabaları da çöküş sürecini durduramadı. 2. Abdülhamid dönemine rastlayan 1. Meşrutiyet’in (1876) ilk kez Türkiye’ye batılı anlamda bir anayasa kazandırması bile işe yaramadı. Zaten “Jön Türkler” denilen aydınlar tarafından hazırlanarak 2. Abdülhamid’e zorla kabul ettirilen bu Anayasa ile Osmanlı Devleti’nde baş layan meşrutiyet yönetimi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane eden padişahın Meclis’i kapatmasıyla sona erecekti. Jön Türkler’in muhalefet hareketi olarak gelişen İttihat ve Terakki Cemiyetinin Meşrutiyet’i tekrar ilan ettirmesi (1908) ve 31 Mart İsyanı'nı bastırarak iktidarı ele geçirmesi, imparatorluğu yeni sorunlarla ve maceralarla karşı karşıya bıraktı. İtalyanlar'la yapılan Trablusgarp Savaşı’nın (1911-1912) ve Balkan Savaşı’nın (1912-1913) kaybedilmesi, iktidardaki İttihat ve Terakki’nin tek parti diktatörlüğüne yol açtı. Aniden ve hesapsızca; Almanlar’ın yanında müttefik olarak girilen Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ise imparatorluğun sonunu hazırladı. Savaştan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ardından Rusya, İngiltere ve Yunanistan Osmanlı toprak-larını işgale başladı.


Osmanlı Kültür ve Uygarlığı.
Osmanlı İmpara-torluğu, görkemli bir kültür ve uygarlık mirası bıraktı ve

aynı zamanda kendisinden önceki bütün Türk ve Türk olmayan ulusların kültür, sanat ve bilim birikimine sahip olarak uygarlık tarihine önemli katkılarda bulundu. Özgün mimarisi, taş ve ahşap oymacılığı, çinicilik, süsleme, minyatür, hat sanatı, ciltçilik gibi sanat alanlarında değerli eserler meydana getirdi. Dünya siyasetinde yüzyıllarca etkili olan imparatorluk, çok geniş coğrafyadaki değişik din, dil ve milliyetlere mensup vatandaşlarına adil ve hoşgörülü davrandı. Din ve vicdan özgürlüğü sağlayarak, bünyesindeki ulusların dil ve kültürlerini korumasına olanak verdi.

Ulusal Kurtuluş Savaşı (1919-1923)
Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı toprakları galip devletler tarafından paylaşılmıştı. Bunun üzerine, Anadolu ve Trakya’da savunma cepheleriyle direniş örgütleri kurulmaya başlandı. Türk halkı, bu direniş çabalarını tam bağımsızlık hareketine dönüştürmek zorundaydı ve bunu da ancak Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekleştirebilirdi. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 tarihinde ordu müfettişi olarak Samsun’a ayak basmasıyla dört yıl sürecek olan Ulusal Kurtuluş Savaşı başlamış oldu. 22 Haziran 1919 tarihinde Amasya’da yayınlanan genelge, bir ulusal kurtuluş çağrısı ve

Mustafa Kemal ve arkadaşları Sivas Kongresi’nde

bildirgesiydi. Onu Erzurum ve Sivas Kongreleri izledi. Türk halkı bu kongrelerle ulusal bağımsızlık konusundaki kararlılığını tüm dünyaya şöyle haykırdı: “Milli sınırlar içinde vatan toprakları bir bütündür, bölünemez. Manda ve himaye kabul edilemez.” 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul İtilaf devletleri tarafından fiilen işgal edilerek Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı dağıtıldı. Bazı mebuslar tutuklandı; tutuklanamayanlar ise Ankara’ya kaçarak Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne katıldı. TBMM, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da açıldı ve Meclis Başkanlığı’na Mustafa Kemal seçildi. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi artık millet adına bu meclis tarafından yürütülecekti. Meclis’in, Mustafa Kemal’i Başkomutanlığa getirmesinden sonra, emperyalist devletlere karşı bütün cephelerde savaş başlatıldı. İstanbul hükümeti ise 10 Ağustos 1920 tarihinde Türkler aleyhine çok ağır maddeler içeren Sevr Antlaşması’nı imzalamıştı. Ankara ile İstanbul arasındaki son bağları da koparan bu antlaşmaya göre Türkler, Anadolu’nun küçük bir parçasına egemen olabilecekler ve yabancı ülkelerin mali ve askeri denetimi altında bulunacaklardı. Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti, Sevr Antlaşması’nı tanımadı. Önce, Doğu Anadolu’da bağımsız bir devlet kurmak isteyen Ermeniler’e karşı Kazım Karabekir’in kumandasında bir mücadele başlatıldı ve başarıyla sonuçlandı. Rusya ile 2 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalandı. Bu, TBMM’nin taraf olduğu ilk uluslararası antlaşmaydı. Batı cephesinde, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal ederek Ege içlerine doğru yayılmaya başlayan Yunan kuvvetleri, 1. ve 2. İnönü Savaşları'yla (Ocak-Nisan 192 1) durdurulduktan sonra, Sakarya Savaşı’nda (Ağustos-Eylül 1921) ağır bir yenilgiye uğratıldı. Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması’yla (Ekim 1921) da Fransızlar Adana ve çevresinden çekildiler. Bundan sonra

Mustafa Kemal 23 Nisan 1920 tarihinde Meclis Başkanlığına seçildi.

ülkenin bütün güçleri ve kaynakları batı cephesinde gerçekleştirilecek büyük bir saldırı için harekete geçirildi. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda (Ağustos-Eylül 1922) Yunan güçleri bozguna uğratılarak İzmir kurtarıldı (9 Eylül 1922). Bu askeri başarı yeni Türk devletinin kurulması sürecini daha da hızlandırdı. Ankara Hükümeti ile İtilaf devletleri arasında Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) imzalandı ve barış antlaşmasının koşullarını görüşmek üzere bir süre sonra Lozan’da konferans düzenlenmesi kararlaştırıldı. Ancak İtilaf devletlerinin bu konferansa İstanbul hükümetini de davet etmeleri saltanatın sonunu getirdi. TBMM, 1 Kasım 1922’de halifeliği saltanattan ayırmaya ve saltanatı kaldırmaya karar verdi. Son Osmanlı padişahı 4. Mehmed (Vahdettin) de 17 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’u terk etti.


Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)
Ankara hükümetinin tek temsilci olarak katıldığı Lozan görüşmeleri, 21 Kasım 1922 tarihinde başladı. Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’nın (İnönü) başkanlık ettiği görüşmeler, özellikle kapitülasyonların geleceği konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Şubat 1923 tarihinde kesintiye uğradı. İsmet Paşa’nın notası üzerine 23 Nisan 1923 tarihinde görüşmeler yeniden başladı. 143 madde, 17 ek sözleşme ile protokol ve açıklamadan oluşan barış antlaşmasıyla Kurtuluş Savaşı noktalanıyor, TBMM hükümeti resmen tanınıyor, Türkiye’nin ulusal sınırları belirleniyor, kapitülasyonlar kaldırılıyor, Osmanlı borçları takside bağlanıyor ve sonuç olarak Türkiye’nin siyasal ve ekonomik bağımsızlığı ile birlikte egemenlik hakkı resmen kabul ediliyordu. 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan antlaşma, 23 Ağustos 1923 tarihinde TBMM tarafından onaylandı.


Cumhuriyet Tarihi


Devletin Örgütlenmesi ve İnkılaplar
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanılıp, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Mustafa Kemal ilk iş olarak savaş sırasında kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini birleştirerek, Cumhuriyet Halk Fırkası’na (Partisi) dönüştürdü ve fırkanın genel başkanlığını üstlendi. Ulusal mücadele anlayışını sivil bir ortamda sürdürecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin amacı ülkeyi modernleştirmek, model olarak benimsenen batı sistemini, kurumlarını ve yaşam tarzını hayata geçirmekti. 29 Ekim 1923 tarihinde inkılapların en önemlisi kabul edi-len, Cumhuriyet ilan edildi. Ulusal Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal, oybirliğiyle Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. O da İsmet Paşa’yı (İnönü) Başbakan olarak atadı. Ancak bu gelişmeler, ilk Meclis’teki bir kısım milletvekilini rahatsız etmiş; hilafetten kaynaklanan kurum ve kadroların

25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan kanun ile “Şapka” milli başlık oldu

yeni yönetim ile çelişmesi ihtimali köklü bir dönüşümün gerekliliğini ortaya çıkarmıştı. TBMM, Cumhuriyet’in ilanından dört ay sonra, hilafeti kaldırarak, Osmanlı hanedanı mensuplarının ülke dışına çıkarılmasına karar verdi (3 Mart 1924). Modern bir devlet ve toplum yapısının oluşturulması için, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, bireylerin inanç ve vicdan özgürlüklerinin sağlanması gerekiyordu. Bu nedenle de bir hilafet kurumu olan Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak, Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ve Evkaf Müdürlüğü kuruldu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile din okulları düzenine son verilerek, tüm okullar ve eğitim işleri Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde birleştirildi. Adli Teşkilat Yasası ile şeriat mahkemeleri yerini laik mahkemelere bıraktı. 25 Kasım 1925 tarihinde çıkartılan Şapka Kanunu ile sarık ve fes giyilmesi yasaklandı ve “şapka” milli başlık oldu. 26 Kasım 1925 tarihinde uluslararası saat ve takvim düzenleri kabul edildi. 30 Kasım 1925 tarihinde tekke, zaviye ve türbeler kapatılarak tarikat unvanları kaldırıldı. 17 Şubat 1926 tarihinde Osmanlı hukukunun temel taşları olan Mecelle ve Şer’i Hukuk yerine “Türk Medeni Kanunu” kabul edildi. Buna paralel olarak Borçlar, Ceza ve Ticaret Kanunları da çağdaş esaslar doğrultusunda yeniden düzenlendi. Çok eşliliğin yasaklanma sı ve boşanmalar konusunda sadece mahkemelerin yetkili kılınması, kadın hakları konusunda atılan ilk önemli adımları oluşturdu. Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce; 1930 yılında belediyeler, 1933 yılında köy ihtiyar heyetleri, 1934 yılında ise TBMM için seçme ve seçilme hakkı elde ettiler. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeni bir Türk alfabesi ha-zırlandı ve Latin harflerinin kullanılmasını öngören yasa 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM’de kabul edildi. 1931 yılında

Soyadı Kanunu ile Mustafa Kemal’e, Atatürk soyadı verildi.

ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Metre ve kilo sis-temlerinin kabulü ile ticari ve ekonomik işlemler kolaylaş-tırıldı, ülke genelinde standart bir ölçü düzeni kuruldu. 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasıyla, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. “Devletin dini İslamdır.” hükmü 1928 tarihinde yapılan değişiklikle anayasadan çıkartıldı. 1937 yılında ise Türkiye’nin laik bir devlet olduğu, Anayasa hükmü haline getirildi. 1925 yılında Türk Tarih Kurumu, 1932 yılında ise Türk Dil Kurumu kuruldu.


Atatürk Döneminde İç ve Dış Politika

Atatürk, inkılapları halkın tümüne benimsetmek kararındaydı. Fakat devleti kuran inkılapçı CHP içerisinde bile bir süre sonra muhalif sesler yükselmeye başladı. Gerçekleştirile n inkılapların Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısına uymadığını düşünen ve aralarında Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yöneten bir grup

Mustafa Kemal Atatürk ve Fethi Okyar Yalova’da.

komutanın da bulunduğu muhalifler, Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Partinin başkanlığına Kazım Karabekir getirildi. Güneydoğu Anadolu’da gerici Şeyh Said İsyanı’nın çıkması üzerine hükümet, 3 Haziran 1925 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapattı. Çok partili sisteme geçmek Atatürk’ün idealiydi. Bu nedenle eski başbakanlardan olan Fethi Okyar’a Serbest Fırka’yı kurdurdu. İsmet İnönü’ye muhalif olan Fethi Okyar’ın liderliğindeki parti, halktan büyük ilgi görmeye ve beklenmedik şekilde gelişmeye başladı. Okyar’ın İzmir gezisi sırasında üzücü olayların meydana gelmesi nedeniyle parti, 17 Kasım 1930 tarihinde kendini feshetti. Cumhuriyetin ilk yıllarının özelliği, Milli Misak’a ve barışa dayalı dış politika izlenmesiydi. Başarılı bir diplomasi ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın ulusal savunma sistemi içinde yer alması sağlanmış (Montreaux Antlaşması, 1936), Balkan (1934) ve Sadabad Paktları ile bütün komşu ülkelere karşı izlenen dostluk politikaları yaygınlaştırılmıştı.

Mustafa Kemal Atatürk ve Ürdün Kralı Abdullah Söğütlü Yatında.

Hatay, Atatürk’ün uğraştığı son dış politika sorunu oldu. Dinamizmi, güçlü sezgileri, güç dengelerini doğru hesap edebilmesi, iç ve dış koşulları doğru değerlendirmesiyle bilinen Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde vefat ettiğinde; Hatay sorununu da çözüme kavuşturmuş ve Batı Modeli doğrultusunda büyük adımlar atmış; geriye, kurumları çağdaşlaşmış ve inkılapları yürekten benimsemiş bir ülke bırakmıştı.

İnönü Devri ve Bunalımlı Savaş Yılları

Atatürk’ün ölümünden sonra ikinci cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye’yi 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutmayı başardı. 23 Ağustos 1939 tarihinde Sovyet-Alman Antlaşması imzalandığında, bu beraberliğin Türkiye aleyhine sonuçlar doğurabileceğini düşünen İnönü, Fransa ve İngiltere ile antlaşma yaparak Türkiye’nin ekonomik yardım almasını sağladı (13 Ekim 1939). Sovyetler Birliği ile bu ülkenin Türkiye’ye saldırmayacağı güvencesini alan bir antlaşma imzaladı (25 Mart 1941). Almanya ile de Sovyetler Birliği’ne saldırmasından birkaç gün önce saldırmazlık antlaşması yapan İnönü’nün bu denge politikası savaş boyunca devam etti. Savaşın bitmesine kısa bir süre kala ABD, İngiltere ve SSCB’nin yanında yer alarak Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eden Türkiye, 24 Ocak 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler bildirisini imzaladı ve 5 Mart 1945 tarihinde San Francisco Konferansı’na davet edile-rek, Birleşmiş Milletler kuru-cu üyeleri arasında yer aldı.


Çok Partili Döneme Geçiş

 Fuat Köprülü, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Adnan Menderes; tarihe “Dörtlü Takrir” olarak geçen ünlü önergelerini CHP Meclis Grubu’na vererek, içtüzüğün ve bazı yasaların değiştiril-mesini istemişlerdi. İstekle- rinin geri çevrilmesi üzerine Bayar, CHP’den ve milletvekilliğinden istifa etti. Menderes, Köprülü ve Koraltan ise parti disiplinine uymadıkları gerekçesiyle CHP’den ihraç edildiler. “Dörtlü Takrir”e imza koyanlar, 7 Ocak 1946 günü, Demokrat Parti’yi kurduklarını açıkladılar. Demokra-sinin ve liberal ekonomi anlayışının öncülüğünü yapan DP, beklenenden daha hızlı şekilde gelişti ve 1946 seçimlerinde Meclis’e girmeyi, 1950 seçimlerinde ise tek başına iktidara gelmeyi başardı. 1954 seçimlerinde oylarını artırarak iktidarını daha da perçinleyen DP, 1957 seçimlerinde oy kaybına uğramasına rağmen 27 Mayıs 1960’a kadar iktidarını sürdürdü. CHP iktidarı döneminde benimsenmeye başlanan Amerika ile yakın iş birliği, DP iktidarı döneminde dış politikaya yeni boyutlar getirdi. Missouri gemisinin İstanbul’u ziyareti, Truman Doktrini ve Marshall Planı’nın uygulamaya konması ile Amerika’dan ilk ekonomik ve askeri yardımların gelmeye başlaması, İsmet İnönü’nün bu doğrultuda attığı temelleri sağlamlaştırmıştı. Türkiye, DP iktidarı döneminde Kore Savaşı’na katıldı ve Kuzey Atlantik Paktı Örgütü’ne (NATO) üye oldu (1952).

1954 seçimlerinden sonra ekonomi ile birlikte halkın ve sivil-asker bürokratların duru-mu da bozulmaya başlamıştı. Halktaki hoşnutsuzluk karşı-sında muhalefet ve basının da eleştirileri sertleşmişti. İktidar ise bu eğilime karşı bazı sert önlemler almaya yönelmişti. Anamuhalefet partisi lideri İnönü’nün yurt gezilerinde karşılaştığı engel-ler, basını kontrol altında tutmak için başvurulan yöntemler ve Meclis’te kurulan “Tahkikat Komisyonu” tansiyonu iyice yükseltmiş, rejim tartışmalarına yol açmıştı.


27 Mayıs Hareketi ve Ara Dönem

Silahlı Kuvvetler’in çeşitli kademelerindeki bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı planlı bir şekilde harekete geçerek, on yıllık DP iktidarını devirdi ve yönetime el koydu. Yayınlanan ilk bildiride, hareketin hiçbir kişiye ve zümreye karşı yapılmadığı, NATO’ya ve CENTO’ya bağlı kalınacağı ve en kısa zamanda seçimlerle yönetimin sivillere devredileceği bildirildi. İhtilalci subaylar tarafından “Milli Birlik Komitesi” (MBK) adında bir komite kuruldu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel ; Devlet, Hükümet ve Milli Birlik Komitesi Başkanlığı görevlerini üstlendi. MBK yasama görevini üstlenirken, 17 Haziran 1960’ta çoğu sivillerden oluşan bir hükümet göreve başladı. Ancak, MBK üyelerinin bir bölümü bir an önce seçimlerin yapılmasını isterken, diğer bölümü gerekli reformlar gerçekleştirildikten sonra seçimlere gidilmesinden yanaydı. İkinci gruptakiler 13 Kasım 1960 tarihinde tasfiye edilerek yurt dışında çeşitli görevlere atandılar.

Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Cemal Gürsel bir askerle konuşurken

Kurucu Meclis, 5 Ocak 1961 tarihinde toplandı. Kurucu Meclis’in son şeklini verdiği Anayasa, 9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan referan-dumla kabul edilerek yürür-lüğe girdi. 1961 Anayasa-sı’nın getirdiği en önemli yenilik; parlamentonun, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki kanattan oluşmasıydı. MBK, 15 Ekim 1961 tarihinde yapılan seçimlerle iktidarı sivillere teslim etti. Ana- yasa gereği MBK’nın 22 üyesi “Tabii Senatör” olarak parlamentoya girerken, Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçildi.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Adnan Menderes’in
İzmir’de halka seslenişi

Devrik Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu üyeleri, milletvekilleri ve bazı bürokratlar 27 Mayıs 1960 sabahı Harp Okulu’nda gözetim altına alınmışlardı. Yassıada’da kurulan “Yüksek Adalet Divanı”, “Anayasa'yı ihlal” ile suçladığı DP iktidar mensuplarından 15’ine idam cezası verdi. Bunlardan 12’si MBK tarafından müebbet hapse çevrildi. DP iktidarının Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ise 16-17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edildiler. Diğer tutukluların tümü 1964 yılına kadar çeşitli af girişimleriyle serbest bırakıldılar.

Hareketli Yıllar ve AP Dönemi

14 Ekim 1961’de yapılan ilk seçimlerde, emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın liderliğindeki Adalet Partisi ile ihtilal hükümetinin Maliye Bakanlığını yapan Ekrem Alican’ın liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi, DP’nin 1957 yılında aldığı toplam oylardan daha fazlasını elde etmişti. CHP’nin oyları ise % 41’den % 37’ye gerilemişti. Seçimlerden sonra CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün başkanlığında kurulan CHP-AP koalisyon hükümeti, sivil

Genel Kurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala’yı kordiplomatların ziyareti

 

rejime dönüşü kolaylaştırmakla birlikte iç uyumsuzluklar nedeniyle uzun ömürlü olamadı. Onu, yine İnönü’nün başkanlığında kurulan 2. ve 3. koalisyonlarla, Suat Hayri Ürgüplü’nün başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti izledi. Ragıp Gümüşpala’nın 1964’te ölümüyle boşalan AP Genel Başkanlığı’na, Devlet Su İşleri eski Genel Müdürü Süleyman Demirel seçildi. AP, 1965 seçimlerinde oyların % 53’ünü alarak tek başına iktidara geldi. Bu seçimlerin bir özelliği de Türkiye’de ilk kez bir sosyalist partinin, Türkiye İşçi Partisinin seçimlere katılması ve 15 milletvekilliği kazan-masıydı.


12 Mart ve Ara Rejim

1968 yılında başlayan öğrenci eylemleri, tüm Avrupa’yı olduğu kadar Türkiye’yi de etkilemiş, masum öğrenci istekleri giderek siyasi ve ideolojik bir içerik kazanmış ve kanlı bir teröre dönüşmüştü. Bu terörü durdurmak gerekçesiyle komutanlar 12 Mart 1971’de muhtıra verdiler.

Yeni ara rejimin ilk hükümeti, CHP’den istifa eden Prof. Nihat Erim tarafından kuruldu. Sıkıyönetim ilan edildi ve bazı özgürlükler kısıtlandı.

Başbakan Sadi Irmak ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel

1. ve 2. Erim hükümetlerinin sert önlemlerine rağmen terörün tırmanışa geçmesi önlenemeyince yerini Ferit Melen’in kurduğu hükümete bıraktı. Onu izleyen Naim Talu hükümeti ise bir çeşit demokrasiye geçiş sürecini başlattı. 1973 yılında TBMM’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini 12 Martçıların adayı Faruk Gürler kaybetti; AP ve CHP’nin ortak adayı emekli Oramiral Fahri Korutürk kazandı. Bu arada, İsmet İnönü; CHP Genel Başkanlığı’ndan, üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa etti. Hemen toplanan kurultayda Ecevit, Genel Başkan seçildi.


Ecevit Hükümetleri ve “MC” Dönemleri

1973 yılında yapılan seçimler, 12 Mart rejiminin hukuki olarak sonunu getirmişti. Seçimlerde hiçbir partinin tek başına iktidara gelememesi yeni bir koalisyonlar dönemini başlattı. Seçimlerde en yüksek oyu alan CHP, görüşlerinde İslami motifleri öne çıkaran Milli Selamet Partisi (MSP) ile koalisyon hükümeti kurdu. Bu ilginç uzlaşma olumlu sonuçlar doğurdu ise de dünyadaki konjonktürel gelişmeler Türkiye’ye,

Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs için Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanacağını açıklarken

dolayısıyla hükümete de yansıdı. Dünyadaki petrol bunalımının ardından Türkiye’yi yıl