Yaşam
Adapazarı (Sakarya)
 
Kocaeli

KARTEPE



İlimizde dağ turizmi açısından çok elverişli bir konumda olan Kartepe. İzmit'in güneydoğusundadır. Yüksekliği 1606 m'dir. Çam, kayın, ıhlamur ağaçlan ve rengarenk çiçeklerle çevrilmiş yoldan Kuzu Yaylası'na gelindiğinde temiz havanın, panoramik manzaranın ve vahşi doğanın birbiriyle kaynaştığı görülür.

Kış sporlarının yapıldığı diğer turistlik bölgelerimizden deniz manzaralarına sahip birkaç dağdan biri olması nedeniyle ayrı bir gü­zellik taşıyan Kartepe, yaz ve kış faydalanılabilecek bîr özelliğe sahiptir.

Kartepe ormanları ve Kuzu Yaylası, günübirlik turizme hizmet vermekte, düzenleme çalışmaları halen sürdürülmektedir. Ayrıca Türki­ye'nin en nefis alabalık cinsi Kartepe üzerindeki küçük göllerde mevcuttur. Günümüzde bahar ve yaz aylarında gezilmeye daha elverişli olan Kartepe'nin bu özellikleri dikkate alınarak kış sporlarının yapılabileceği bir turizm merkezi haline getirilebilmesi İçin çalışmalar devam etmektedir.




DARICA KUŞ CENNETİ

 Burası adı gibi adeta bir cennet. 1991 yılında kurulmaya başlayıp 1993 yılında ziyarete açılan Türkiye'de eşi olmayan , 500'e yakın kuş türünün yanı sıra, 300'den fazla çeşit bitki, yüzlerce çeşit hayvan burada doğal ortama eş şartlarda barınıyor. 140.000 metrekarelik hayvanat bahçesinde, çocuk parkı, cafe ve dinlenme üniteleri içinde çocukların heyecanını paylaşabilir mutlu yüzler görebilirsiniz. Hayvanat bahçesinde kuşların yanı sıra, muzip maymunlar, koi balıkları, tropikal bölge hayvanları, bahçe malzemeleri satış galerisi, birbirinden cazip eşyaların sergilendiği market en çok ilgi çeken yerler arasında yer alıyor. Muhabbet kuşları toy, turna kuşu türlerinin kafeslerini gezmeyi bitirdiğiniz an karşınıza cazip hayvan aksesuarlarının sergilendiği bir galeri çıkıyor. Hiç aklınızda yokken bile gördükleriniz karşısında acaba "ne beslesem" sorusunu düşünmeye başlıyorsunuz. Karar verdiyseniz, besleyeceğiniz tür hayvanın araç, gereç, giyim-kuşam, yem, ilaç, tüm ihtiyaçlarını bulabiliyor, birbirinden ilginç şirin hayvan resimlerinin bulunduğu t-shirt, anorak, maskot türü şeyleri de alabiliyorsunuz.

Parkın bir başka bölümündeki havuz içinde palyaçolar kadar renkli Japon Koi balıkları görülüyor. Dünyanın en pahalı balıkları olan Koiler, Japonlarca talih, saadet ve uzun ömür ifade ediyor. 120 değişik rengi tespit edilen balıklar, 50 ila 120 sene yaşayabiliyor ve insan dostu olarak tanınıyor. Korkmasını hiç öğrenememiş bu balıklar havuza yaklaşınca önünüzde toplanıyorlar.

Gezinizin devam ettiği bölümlerde güzel sürme gözlü ceylanlar, karacalar, heybetli boynuzlarıyla ağırbaşlı geyikler ve antiloplarla tanışıyorsunuz. Bu tanışmanın ardından seyredenleri kahkahalara boğan maymunların bahçesine geliyor, karşılıklı bakışmalarla maymunların yaptığı muzipliklere şahit oluyorsunuz. Maymunlardan şişman, tembel pelikan kuşlarına oradan kuğuların yüzdüğü havuzlara, deve kuşu, lama, midilli atları, zebra ve tavşanların bulunduğu bölümden dönüp tavuk türleri, baykuş, akbaba, deve ve kendini sevdiren atların bulunduğu bölüme gelince saati unutuyorsunuz. Ara sıra bağıran hayvanların sesleri onları taklit etmeye çalışan çocukların bağırışlarına karışırken bu defa yorulanlar için dinlenme üniteleri, cafeler, çocuk bahçeleri gibi seçenekler devreye giriyor. Hayvanat bahçesinde fotoğraf çekenler için kısa sürede karta basan laboratuarlar dahil ziyaretçiler için her şey düşünülmüş. Parkın tropik merkez ve akvaryum bölümlerinde nadide canlı türlerini görebilir, bahçe içinde yer alan ilginç bitki türlerini inceleyebilir, parkta beğendiğiniz bir hayvanı sahiplenerek sponsorluğunu üstlenebilir veya gönüllü üye olabilirsiniz.

 

 
Balıkesir
 
Denizli

       PAMUKKALE TRAVERTENLERİ

PamukkaleDenizli’ye 22 km. uzaklıktaki Hierapolis (Pamukkale), yeraltından fışkıran sıcak su kaynaklarının oluşturduğu etkileyici travertenlerinin ve şelalelerinin yanı sıra,

Roma ve Bizans dönemi arkeolojik kalıntılarıyla önemli bir yerleşimimizdir. Çökelez Dağı’nın güney eteğinde yer alan ve kalsiyum oksitli kaynak sularının birikimiyle oluşan pamuk beyazlığındaki plato, etkileyici bir görünüme sahiptir. Kalsiyum tuzları ve karbondioksit gazı içeren 35° sıcaklıktaki termal suyunun, yüzyıllardan beri çeşitli hastalıkları iyileştirici etkisine inanılmış ve şifa arayan insanların en önemli uğrak yerlerinden biri olmuştur. Bu ilgi, kaynakların etrafında Hierapolis adıyla bir yerleşimin oluşmasına neden olmuştur.
Hierapolis, kalsiyum oksitli suların binlerce yıldır şekillendirdiği olağanüstü ve benzersiz bir coğrafyaya yaslanarak biçimlenen bir antik kent; ünü tüm Akdeniz havzasına yayılmış Helen ve Roma uygarlığının ihtişamlı merkezlerinden biridir. Mineralli sıcak sularla beslenen doğal teraslar, havuzlar ve öte yanda bu masalsı örtüde yükselen görkemli yapılar. Sütunlar ve galerilerle süslenmiş caddesi, Babadağı ve Honaz Dağları’nın eteklerinde, Çürüksu (Lykos) Nehri’nin oluşturduğu vadiye hâkim konumdaki on bin kişilik tiyatrosu, sıcak ve soğuk bölümlerden oluşan hamamları, gösterişli idari ve sivil yapıları ile Anadolu’nun en büyük ve en zengin antik nekropolüne sahip olmasıyla öne çıkan bir kentimizdir. Türünün yeryüzündeki tek örneği olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Pamukkale, antik adıyla Hierapolis’tir. Ancak onun tüm bu özelliklerinin dışında, diğer antik kentlerden ayırt edici bir özelliği de Kutsadığı tanrılar. İnsanoğlunun temel gereksinimlerini ve yeryüzü kavrayışını yansıtan bu tanrılar, aynı zamanda Hierapolis’in oluşum nedenlerini de açıklar. Ona bu şifalı kaynakları ve güzelliği veren, ama aynı zamanda yok ediciliğiyle korkutan, Hierapolis’in merkezindeki yeraltı ülkesinin tanrısı Pluto, bereketi sürekli kılmaya çalışan ana tanrıça Kybele (Demeter) ve onların izdüşümlerinde çoğalan Persephone, Attis, Leto, Apollon, Artemis ve Dionysos. Yeraltından yeniden doğuşa, kıştan bahara, doğanın canlanmasından ekinlerin biçilmesine ve bağ bozumuna verilen yaşamsal döngüleri bir arada simgeleyen bu tanrı ve tanrıçalarla Hierapolis, antik dönemde de algılandığı şekilde “kutsal kent” olarak kendini dışa vurur. Ve Menderes’in (Maiandros) coğrafyasında, günümüz Denizli ilinin on sekiz kilometre kuzeydoğusunda yer alan bu kenti Strabon (MÖ 63-MS 21) şöyle anlatmaktadır: "...Laodikeia’nın karşısında Hierapolis vardır. Burada sıcak su kaynakları ve Plutonion bulunur... Yüksekçe bir tepenin eteğinde, bir kişinin ancak geçebileceği orta büyüklükte bir çukur vardır, derinliği epeyce fazladır ve bu çukurun çevresi dikdörtgen bir parmaklıkla kapatılmıştır. Burası o kadar yoğun ve puslu bir buharla doludur ki, insan zemini zorlukla görebilir. Parmaklığın çevresine yaklaşan herhangi bir kimse için hava zararsızdır, çünkü sakin havada buhar dışarı çıkmaz fakat parmaklıklardan içeri geçen herhangi bir hayvan derhal ölür..." Strabon’un sözünü ettiği Plutonion, kentin merkezinde bugün de var olan zehirli gazların çıktığı mağaradır. Bu kutsal mekândan aşağıya doğru inen merdivenler, yeraltının hareketli ve kaynayan dünyasına açılan kapıyı simgeler. Orası ölümden sonra gidilen ve geri dönüşü olmayan ülkedir. Ama Hierapolis sakinleri için Pluto, diğer adıyla Hades, yeraltının olağanüstü nimetlerini sunarak kentlerini zengin kılan bir tanrıdır aynı zamanda. Antik dünyada tapınım mekânı ender olan Pluto, Hierapolis’te yeryüzüyle buluşarak kentin ününe ün katan bir kutsal mekân yani Plutonium olarak ilgiyi üzerine çeker ve antik Yunan mitolojisinin en gözde öyküleri arasında yer alan bir ’üçleme’ içinde canlanır: Demeter, Persephone ve Pluto. Öykü toprağın bereketini, ekinler, özellikle buğdayı simgeleyen Demeter’in biricik kızı Persephone’nin Pluto (Hades) tarafından yeraltına kaçırılışında odaklanır. Bu tema Hierapolis Tiyatrosu’nun frizlerinde ve kent sikkelerinde betimlenir. Yine burada ele geçen ve müzede sergilenen bir Attis heykeli, ölümün yaşama, toprağın verimine dönüşünü simgeleyen bir başka mitolojik öykünün bağını kurar. Attis, kendini Kybele’ye kurban eden karakterdir. Ancak öldüğü yerde toprağa akan kanından menekşeler biter. Toprak-bereket olgusu, tiyatronun frizlerinde yer alan Adonis’e ait bir başka sahneyle devam eder. Aprodite ve Persephone’nin tutulduğu Adonis’in öyküsü, onun da aynı şekilde bir bahar çiçeğine dönüşmesiyle son bulur. Elbette coşku ve itkinin simgesi, bağların bereketi, şarapçı tanrı Dionysos da unutulmamıştır frizlerde. Onun adına yapılan bağbozumu şenlikleri betimlemesinde o, kentaurların çektiği araba üzerinde merkezde gösterilir. Av ve yabanıl yaşamı denetleyen Artemis ise Hierapolis’in baş tanrısı Apollon’un ikiz kardeşi ve antik dünyanın vazgeçilmez karakteri olarak mitolojik sahnelerin baş köşesinde yerini alır. Apollon, Plutonium’un hemen üst teraslarında yer alan tapınağıyla yeraltından yeryüzüne evrilen döngünün merkezindeymiş gibi görünür. Apollon kutsal alanında İtalyanlar tarafından yürütülen arkeolojik kazılarda bu yıl ortaya çıkarılan ’Kehanet Merkezi’ ise, kentin kutsallığını vurgulayan önemli keşifler arasında sayılıyor bugün. Apollon’un bilicilik yanını temsil eden bu yapı kalıntısında ele geçenler arasındaki en ilgi çekici buluntu grubu ise bir kitabeye ait olan parçalar. Alfabetik olarak kehanetlerin yazıldığı bu kitabe, insanların rahiplerin denetiminde torbadan çektiği harfler doğrultusunda geleceklerini okumaya çalıştıkları metni simgeliyor. MÖ 2. yüzyılda, Bergama kralı II. Eumenes tarafından kurulan Hierapolis, antik dönemde de turist akınına uğramasına neden olan şifalı sularının yanı sıra, dokumacılıkta da öne çıkan hareketli ve zengin bir merkezdir. Bizans sürecinde piskoposluk merkezi olan kentte, erken Hıristiyanlık dönemine ait yapılar, özellikle de İsa’nın havarilerinden Aziz Philip için yapılan martyrium, Pamukkale’ye günümüzde de süren yoğun ilginin bir başka yönünü temsil etmektedir.

 
Manisa
Spil Dağı

Spil-dagi-milli-parki

Manisa merkezden kuzey yolunu izleyerek 24 km., İzmir merkezden güney yolunu izleyerek yaklaşık 50 km uzaklıkta, ismi Manisa ile özdeşleşmiş, tarih, mitoloji ve flora bakımından çok zengin bir dağdır.

1968 yılından beri Milli Park sıfatı taşımakta olup, Manisa İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'ne bağlıdır.

Spildağı, Gediz Nehri ovasının 60 metrelik seviyesinden başlayarak Karadağ zirvesinde 1517 metre yüksekliğe ulaşır. Dağın çevresinde derin vâdiler ve bunların içinde dere yatakları bulunmaktadır.

Park’ın doğusunda 600 m yükseklikte bulunan sülük dolu olduğu için "Sülüklü Göl" olarak adlandırılan bir göl bulunmaktadır. Spil Dağı'ında ayrıca mağaralar da bulunmaktadır.

Bitki örtüsü ormanlıktır. Manisa lâlesi gibi endemik türler de dahil olmak üzere, zengin bir floraya sahiptir. Ünlü yaban atlarının yanısıra, diğer yaban hayvanı türleri de mevcuttur.




Ağlayan Kaya

Aglayan-Kaya

Ağlayan Kaya Spil Dağı eteklerinde bir doğa harikasıdır.

Bugün Spil Dağı'nın eteklerinde Ağlayan Kaya ya da diğer adıyla Niobe Kayası olarak bilinen kayanın bir sanat eseri olup olmadığı antik çağdan beri tartışılır. Doğal aşınma sonucu başı önüne eğik, ağlayan bir kadın görünümü kazanmıştır. Eski Yunan yazarlarının yapıtlarında da sözü edilen kayanın Zeus’un taşa dönüştürdüğü Niobe’yi temsil ettiğine inanılır.

Niobe, Yunan mitolojisinde, Lidya kralı Tantalos’un kızı ve Yunanistan’daki Tebai kralı Amphion’un karısı ve yitirdiği çocuklarının ardından gözyaşı döken kahırlı anaların simgesiydi.

Efsaneye göre, altı oğluyla altı kızı vardı ve yalnızca iki çocuğu (Apollon ve Artemis ) olan Leto’dan daha doğurgan olmakla övünüyordu. Bu gururu nedeniyle onu cezalandırmaya karar veren Leto, Apollon’a Niobe’nin bütün oğullarını, Artemis’e de bütün kızlarını öldürttü. Çocukların cesetleri 10 gün sonra tanrılar tarafından gömüldü. Frigya’daki evine dönen Niobe, acılarını dindirmek isteyen Zeus tarafından Spylos dağının (Spil Dağı-Manisa) yamacında bir kaya parçasına dönüştürüldü.

Ağlayan Kaya yanına yakın zamanda yapılan açık hava tiyatrosu nedeniyle kayayı besleyen su yolları zarar görmüştür.

 


 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 187
Avşa Villa Biroğlu
Avşa ŞOK Market
Ömer Kaptan